Yaşamınız için doğru yiyin

  Sağlık ve Yaşam    26 Mart 2019
Yorum Yok

Yaşamınız için doğru yiyin

İnsan vücudu her gün sıradan 2,5 kilo yiyecek ve meşrubat alır. Bu miktar, yılda 1 ton katı ve istikrarsız besin demektir. 7 sene bo­yunca, bir insan sıradan ağırlığının 1000 katı oranında yiye­cek ve içecek tüketir. Böyle bir miktarın vücudumuza girmesi, ağzımıza bütünüyle ne koyarsak koyalım, fazla önemlidir.

Şimdiye değin seçimlerimiz öyle da iyi değildi. Her şey­den önce, bu seçimler bizi son derece şişmanlattı ve böylece birçok ölümcül olmak üzere, geniş çaplı sağlık problemi risklerini ar­tırdı. Öteki bir açıdan, Amerikan besin tarzının kapsadığı besin değerleri kısıtlıdır; eksiklik sendromlarından kaçınmak için yeteri miktarda yesek bile, öyle fazla kronik hastalığa karşısında riski azaltmak için gerekli olan pek çok manâlı besinden az miktarda alabiliriz. Bazı durumlarda takviye almak vücudunuzun iyice duyduğu ihtiyacı karşılamaya yetse bile, en iyi savunma dürüst yemektir. Vücutla ve birbiriy­le çok kompleks yollarla etkileşime giren yiyeceklerdeki biyolo­jik ve etkin bileşenlerin sayısı, takviye alımının iyi yiyeceğin ye­rini tutamayacağı anlamına gelir.

Bu kitaptaki yeme programı bizi bir defa daha doğru yola yönlendiriyor; böylece ince, güçlü ve dinç vücutların keyfini çıkarabiliriz. Bu bölüm daimi kilo belirlemek için en iyi di­yeti anlatıyor (düşük protein, düşük karbonhidrat, bol (nitelikli) yağ ve bol bol sebze). Size, tüketmeniz gereken belirtilmiş bazik gıda ve içecekleri ve kaçınmanız gereken asidik yiyecekleri gösteriyor; pH dengesi ayarlanmış bir şekilde beslenmek için “sağlık durumu evi” planını sunuyor.

Genel anlamda, karbonhidrat ve protein bakımından ol­dukça düşük, iyi ve dinç yağlar bakımından varlıklı ve fazla geniş bir çeşitlilikle yeşil sebzelere odaklanmış bu diyetle çelimsiz­layacak ve güçsüz kalacaksınız. Tam, doğal, işlenmemiş organik yiyecekler yemelisiniz, işlenmiş yiyecekler, fast food, konserve yiyecekler, kızartılmış ve dondurulmuş gıdalarda olduğu gibi, son derece asitlidir. Doğrusu canlı edebilmek için yiyecekleri­niz muhtemel olduğunca pak olmalıdır.

Fast food: Sizi seri bir şekilde şişmanlatır
Film yapımcısı Morgan Spurlock, otuz gün boyunca McDonald’s’tan aldığı yiyecekler dışarıda hiçbir şey yemediği Süper Size Me (Şişir Beni) adlı filmiyle 2004 Sundance Film Festivali’nde izleyicileri dehşete düşürdü. 12 kilo aldı, kolest-rolü yükseldi ve karaciğeri fonksiyonlarını gerçekleştiremez ışık halkası geldi. Ama doğrusu Bay Spürlock’un bize bunları söyle­mesine ihtiyacımız yoktu yok mi? Amerikan obezite dalgası­nın fast foodlarla doğrudan doğruya ilgili olduğunu zaten biliyoruz.

Bay Spurlock’un filminin gösterime girmesinden^ kısa bir süre daha sonra McDonald’s sene sonunda büyük yükseklik kızart­maların ve içeceklerin boyutunun küçültüleceğim açıkladı. Fakat bir an için bile olsa, porsiyonları azaltmanın Amerika­lıların bellerini incelteceğine inanmadım. Eskisinden daha eksik yiyebilirsiniz fakat gene de yediğiniz asidik olacaktır. Eğer proton zengini asidik yiyecekler yersek, katiyen tatmin olamayız çünkü vücuda aslında ihtiyacı olanı veremeyiz ve yememiz gerekenden beş kat daha fazla yemeye devam ederiz. Vücudun gerçekte ihtiyacı olan ve vücudu memnuniyet edecek tek şey elektron zengini alkalik yiyeceklerdir.

Taze (ham) yiyecekler elektron zenginidir; sizi dinç ve ideal kilonuzda tutacak ve vücudunuzu bazik yapacaktır.

Enerji bankanızdaki hesabınız
Vücudunuzu bir banka hesabı gibi düşünün. Elektron zen­gini alkalik yiyecekler yediğinizde hesabınıza para yatırmış ve sağlığınıza, formunuza, enerjinize, canlılığınıza ve kilonuza ya­tırım yapmış olursunuz. Ve protona doymuş asidik gıda ye­diğinizde ise, hesabınızdan enerji çekersiniz. Çok esas bir se­viyede, eğer bu çekme işlemleri için hesabınız yeterli değilse başınız dertte! Eğer fazla pozitif çekerseniz, vücudunuz olumlu dengeyi (pH dengesini) devam etmek için uğraş tüketmek zorun­da kalır. Hesabınızdaki tüm elektronlar tükendiğinde ise ölürsünüz! Dengeyi korumak ve böylece hayatınıza devam edecek enerjinizin olması için, ayrıca çekimlerinize hudut yerleştirme­lı keza de bolca para yatırmalısınız (yeşil yiyecekler, ye­şillik içecekleri ve iyi yağ şeklinde). Hesabınızdaki elektronlar tükendiğinde olacakları anlatacağız fakat önce, konu para ya­tırmaya gelince olacaklardan başlayacağız.

Alkalik yiyecekler
Bu planın temelinde elektron zengini yeşil gıda ve içe­cekler var ve onları özgür bir şekilde tüketebilirsiniz. Bu size se­çim yerine getirmek için çok zengin bir kaynak sunuyor; bu bölümün sonuna içten, bu yiyeceklerin daha anlaşılabilir bir listesini bula­caksınız. Acilen size bunlardan en önemlilerini ayrıntılı bir şe­kilde tanıtacağım.

Bitkisel yağlı asitler
Avokado, tekli doymamış yağlar (%80), protein (%10-15) ve bir dizi mikro-besin bakımından mükemmel bir kaynaktır. İçin­de nişasta yoktur ve şeker oranı fazla düşüktür (%2). Avokadoda, kırmızı kan hücresi üretimine yardım eden demir ve bakırın ya­nı sıra on dört mineral vardır. Diğer pek fazla sebze ve meyveden daha fazla sayıda beslenme içerdiğinden, besleyicilik bakımından zengindir. Avokadoda muzdan daha çok potasyum vardır ve muzun tersine şeker oranı fazla düşüktür. Kolesterol emilimini azaltarak kolesterol seviyesini düşürmeyi karşılayan phytokimya-sal phtosterol bakımından zengin bir kaynaktır, asit olmayan özelliği olan glutathione içerir. Avokado, aynı zamanda kanser ve göz hastalıklarına aleyhinde koruma karşılayan en varlıklı lütein* kaynakla­rından biridir. UCLA’da yapılan incelemeler, avokadoda önce­den düşünülenden iki kat fazla E vitamini olduğunu göstermiş­tir ve bu netice avokadoyu asit tamponlama bakımından en şiddet­lü ve en zengin meyve yapmıştır. Günde asgari bir tane yemenizi öneririm (daha fazlasında muhakkak SORUN YOK – ve eğer ciddi hastalıklarınız varsa 3 ile 5 aralarında bile yiyebilirsiniz).

Hindistancevizi, bilhassa de çiğ hindistancevizi ve hindis­tancevizi sütü, iyi batmış yağ bakımından diğer bir çok iyi kaynaktır. Hindistancevizinin %70′i yağdır ve bu miktarın %90′ı batmış yağ, geriye doğru kalan %10′luk kısmı da tekli doymamıştır. Bu doymuş yağlar Hindistancevizinin ününü son zamanlarda lekeledi. Fakat gerçek şu ama, doğal hindistancevizi ve soğuk pres­lenmiş hindistancevizi yağları sizin için faydalı. Hindistancevi­zi sadece ısıtıldığında, işlendiğinde ve hidrojene olduğunda bu batmış yağlar trans yağlara dönüşür ve sizin için zararlı olan da budur. (böylece, yiyeceklerinizi önce buharda pişirin ve hindistancevizi yağı da dahil, yağlarınızı ısıya maruz bırakma­dan ekleyin.) Doğal hindistancevizindeki iyi yağlar, iddiaların aksine, kolesterolün düşmesine ve damar sertliğinin önlenmesi­ne yardım eder. Hindistancevizinin %15′i tam proteindir.

Araştırmalar, hindistancevizi yemenin yüksek kolestrol ve kalp krizine bağlı ölüm riskinin artmasına neden olmadığını göstermiştir. Yüksek miktarda hindistancevizi yağı tüketimi olan adalılarda hiçbir zararlı tesir görülmemiştir ama Yeni Ze­landa’ya göç eden gruplar, yiyeceklerinde daha eksik hindistance­vizi yağı kullandıklarından, iyi kolesterol seviyeleri düşerken fena kolesterollerinde yükselme meydana gelmiştir. Tatlandırılmamış hindistancevizi sütü ya da hindistancevizi yağı standart Amerikan yiyeceklerine eklendiğinde kolesterol seviyesinde bir değişiklik olmadığı görülmüştür. Safran yağı bakımından zen­gin yiyeceklerle beslenen farelerde, hindistancevizi yağı ile beslenen farelere oranla altı kat daha fazla kolesterol vardır.

Meyvenin beyaz etli kısmının sıvılaşmasıyla oluşan hindis­tancevizi sütü, pH, yağ ve beslenme içeriği bakımından anne sütü­ne çok yakındır. bir fosfor, kalsiyum ve demir kay­nağıdır. Fazla pozitif şeker içermemesine rağmen doğal bir tatlılı­ğı vardır. katkı maddesi ve koruyucu eklenmemiş, doğal, lezzet­landırılmamış hindistancevizi sütü almaya dikkat etmelisiniz.

Cevizin ortasındaki boşluktan çıkarılan hindistancevizi su­yu insan kanıyla benzer pH seviyesine sahiptir ve moleküler yapı­sı bakımından da insan kanına benzerdir, ikinci Dünya Savaşı sırasında, kan bulunamadığı zamanlarda kan plazması yerine kullanılmıştır.

Salata soslarınıza hindistancevizi suyu ya da sütü ekleyin ve hindistancevizinin bambaşka kullanımları için tariflerin olduğu bö­lüme bakın. Hindistancevizi yağı alırken soğuk preslenmiş ol­duğundan belirlenmiş olun.

Taze balık, protein ve böylece çok mikro-besinin yanı sıra, Omega-3 bakımından da zengindir. Bütün hayvansal protein­ler gibi, sindirildiği zaman asit formu üretmez ve lif içermez, böylece her gün yiyemezsiniz. Ama içeriğindeki iyi yağların faydaları onu aslında önemli bir gıda haline getirir. Ta­mamen taze olduğuna emin olmalısınız: yeni yakalanmış ol­malı ve “balık gibi” kokmamalıdır. Ve kirlenmemiş denizlerden yakalanmış olmalıdır. Somon, alabalık, ton, kaplı levrek ve levrek sizin için en iyileridir.

Tohum yağları, mesela keten, hodan, kenevir ve melekotu, çoklu doymamış yağ içeriği bakımından yüksektir. Isı, gıda değerlerini bozduğu için, soğuk preslenmiş olarak aldığınıza kesin olun.

Yeşil sebzeler
Sebzeler vücudun ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü aleyhinde­lar: vitaminler, mineraller, lif ve hatta protein ve yağ gibi mak-ro-besinleri içerir. Daha eksik tanıdık bileşenlerinden bazıları da sıhhat için fazla önemlidir.
* Klorofil, yeşil bitkilere rengini veren maddedir, gövde için­de oksijenin dağıtılmasına destek eder. Klorofile bitkile­rin kanı diyorum, çünkü klorofil hem kimyasal bileşenler açısından ayrıca de moleküler yapı bakımından insan kanı­na fazla benzemektedir. Moleküllerinde sadece bir merke­zi atom farklıdır. Özellikle yapraklı yeşil sebzeler klorofil bakımından fazla zengindir.
* Enzimler, vücudun kimyasal aktiviteler için kullandığı maddedir. her biri kendi fonksiyonu ve özelliğine sahip olan binlerce enzim vardır ve çeşitli sebzelerden yemek vücuda çeşitli enzimleri sağlar. Enzimler aynı zamanda sindirime de yardımcıdır. Isı enzimleri bozduğundan, sebzeleri olabildiğince ham olarak yemek fazla önemlidir. Sebzeleri ne kadar az sürede pişirirseniz öyle iyidir.
* Pitobesinler, bazı bitkilere sarı, turuncu ve kırmızı rengini ve­ren maddedir. Asitlerin nötrlenmesine destek eder ve anti-oksidan görevi görür. Diğer o kadar çok muavin faktörünün ya­nında kromun enerji için şekeri bağlamasına takviye eder.

Salatalık, kereviz, yeşillik gibi burada bahsedilen sebzeler­den birini seçerseniz hatalı yapmış olmazsınız; bunlardan böylece birçok bölümün sonundaki listede ayrıntılı olarak veriliyor. Sizi bekleyen faydalardan birkaçını misal atamak istiyorum.

Brokoli, inanılmaz bir C vitamini kaynağıdır, 400 gramı size günlük ihtiyacınızın neredeyse tamamını sağlar. Folate*, A vi­tamini, demir, potasyum, B6 vitamini, magnezyum, B2 vitamini içerir ve bunların hepsine vücudun ihtiyacı vardır. Brokoli fazla zengin bir lif kaynağıdır ve kan şekeri seviyesinin denge­lenmesine, kolestrolün düşmesine takviye eder, sindirimi ko­laylaştırır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve kiloyu kontrol eder. Tüm yeşil ve sarı sebzeler gibi, brokolinin DE 7.5 ile 8 arasında bir pH seviyesi vardır.

Ispanak, size de asgari Esas Reis’e yararlı olduğu değin faydalıdır. A vitamini, folate, demir, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, B2 vitamini, potasyum ve B6 vitamini bakımından zengindir. Çok zengin bir lif kaynağıdır ve kan şekeri seviyesi­nin kontrolüne destek eder. Ispanak bununla beraber tansiyo­nun ve kolesterolün düşmesine takviye eder, sindirimi kolay­laştırır, bağışıklık sistemini artırır ve kilo vermeye asistan olur. 7.5 – 8 arasında bir pH seviyesi vardır.

Sebzelerinizi defalarca taze ve eğer mümkünse organik alın. Tercihen çiğ olarak yiyin ve pişirdiğiniz zaman da olabildiğin­ce kısa sürede ve 47 dereceyi aşmayacak ısıda pişirin (enzimler oysa bu sıcaklığa dek dayanabilir).

Brüksellahanası, her zaman yeşil olmaz lakin gene de yiye­bileceğiniz en iyi yiyecekler arasındadır. Vitamin, mineral ve tam proteinle doludur (ve zahmetsizce sindirilebilir); enzim, nükle-ik asit ve B12 bakımından zengindir, aksi takdirde vejetaryen menülerinde rastlanması kuvvet olurdu. Tohumları, lahanaya dö­nüştükçe daha da bazik olur. Ve büyüdükçe beslenme bakımın­dan bir patlama gerçekleşir, örneğin folik asit %600, B12 ise %1300 oranında artar!

Bilinen yonca ve fasulye filizlerinin ötesine geçin ve yemek yemek­lerinize filizli mercimek, brokoli, nohut, susam tohumu, ayçe-kirdeği, esmer buğday, soya ve benzeri öğünlerinize dahil edin. Fasulye, çekirdek ya da tohumları kendiniz yetiştirmeyi de de­neyebilirsiniz.

Dışarıya yemek
Bu programı gittiğiniz baştan uygulayabilirsiniz. Son zamanlarda yeniden, fast food restoranlarında bile salata bulabilmeniz muhtemel. Daha iyi mekânlarda, açılış­lardan %20-30 dek alın ve yanında büyük bir tabak salata isteyin. Ne istediğinizi tamamen belirtin; o kadar çok lokanta size bir tabak buharda pişmiş sebze sağlayabilir veya diğer bir seçimdeki bir malzemeyi çıkarabilir, işleri kolaylaştır­mak için “alerjik” olduğunuzu söyleyin (Mantarlara karşısında alerjim var, lütfen yağda kızartmayın” gibi).

Eğer uçak yolculuğu yapacaksanız, bütün bir vejetaryen öğünü sipariş edin, mutlaka yiyebileceğiniz bir şeyler ola­caktır (ve yanınızda büyük bir şişe yeşillik içeceği bulundu­run, uçmak vücudu fazla susamış bırakır!).

Genelde, yanınızda atıştırmak için bir şey mutlaka bulundurun. Bu sizin kurtlar gibi acıkmanızı önler ve çok aç olmasanız kaçınabileceğiniz asidik yiyeceklerden uzaktan tutar; böylece bazik bir alternatifi hazırda bulundur­manız iyi olur.

Öteki bazik yiyecekler
Bu bölümün sonlarına içten yer alan uzun listeden de gö­receğiniz gibi, seçebileceğiniz binlerce bazik gıda var ama doğrusu olan birkaç tanesinden daha söz etmek isti­yorum (keza faydalan keza de tatbik kolaylığı için):
Limon, misket limonu ve greyfurtta şeker oranı fazla düşük­tür (sırayla %3, %3 ve %5). Kimyasal olarak asitli olmalarına rağmen metabolizmada kullanıldıklarında alkalize etkileri var­dır. Vücudunuzun hassas pH dengesini korumaya yardımcı ol­ması için gün içinde suyunuza birazcık sıkabilirsiniz.

Domatesin şeker oranı fazla düşüktür (%3) ve yendiği süre son derece alkalize etki gösterir. Ancak pişirildikleri süre me­tabolizmada hafif asidik formlar meydana getirir. Domates, kır­mızı rengini aldığı likopen maddesinin yanı sıra, vitamin bakı­mından da fazla zengindir. Likopen vücut içinde üretilmez, böylece vücudun ihtiyacı vardır; prostat kanserini önlemesi ba­kımından önemlidir, bununla birlikte da asit tamponlayıcısıdır.

Yerinde hububatlar buharda pişirilmiş ve filizlenmiş olanlar­dır. Ham karabuğday bu gruba örnektir. Protein bakımından zen­gindir ve yeşil sebze ve iyi yağ öğünleri için çok iyi tamamlayıcıdır.

Tuzlu da, bu programda yağın önerilmesi gibi, sizi fazla şaşırta­bilir. Oysa kristalize yapısındaki sodyum, sizi alkalik tutacak esas bir elementtir. Vücut hücrelerinizin tuzlu suyla yıkanma­ya ihtiyacı vardır. Sağlıklı kan tuzludur -neredeyse okyanus su­yu kadar tuz- ve içindeki bazik tuz kandaki asitleri nötrle-mek için kullanılır. Tuzlu, metabolizmanızı çabuk yakalamak için önemlidir. Metabolizma, elektron zengini alkalik suyun bir hücreden diğerine geçerken enerji üretimine denir ve hücreler­deki tuzlu yoğunluğu kadar yönetilen bir süreçtir. Su, gövde pH dengesini yakalamaya çalıştığı için, her zaman düşük tuz yoğun­luğu olan bir hücreden (enerji potansiyeli) daha yüksek tuzlu yo­ğunluğu (enerji potansiyeli) olan hücreye dürüst hareket eder.

Olasılıkla kilo fazlanız için vücudunuzda su tutulmasını ve dolayısıyla da bunun için tuz fazlasını suçluyorsunuz. Fakat vücudunuz susamış kaldığından nedeniyle asitleri seyreltmek için su miktar. Vücudunuzun su tutması, karoser içinde sodyumun pH dengesini temin etmek için potasyuma dönüştürüldüğünün işare­tidir ve bu durumda daha fazla suya ve deniz suyu gibi bazik tuza (örneğin Keltik Tuzu ya da Büyük Tuzlu Gölü’nden elde edi­len Reel Tuzlu gibi) ihtiyacınız vardır. Sorun, yiyeceklerde yanlış değişiklik tuzun fazla pozitif kullanılmasındadır. Yaklaşık Olarak pi­şirdiğimiz her şeye tuz atıyoruz ve daha da eklemek için masa­ya bir tuzluk koyuyoruz. Hazır ve tamamlanmış yiyeceklerin anında tümü son derece tuzlu. Sofra tuzu ve bitmiş bütün yi­yeceklere eklenen tuz aşırı derecede işlenmiş tuzdur ve elektrik potansiyelleri hasar görmüştür. Elektron enerjisi yoktur. Bu ne­denle yemeklerinize eklediğiniz tanıdık tuzları kesmeniz gere­leke; onun yerine elektron zengini alkalik kristalli tuz kullanın. Günde 3-4 gram kullanmanızı öneriyorum.

Pamela
Az Kalsın hayatım baştan başa fazla kiloluydum. Düzine­lerce diyet denedim, kilo verdim lakin verdiğim kiloları yeniden aldım. Ve son yıllarda ne yaparsam yapayım yeniden kilo ve­remedim. 153 kiloydum, eklem ağrılarım vardı ve aralıksız yorgundum. Elli yedi yaşındaydım, gerçekte büyük dahası­ğişikliğin olmasının lahza meselesi olduğunu biliyordum. Bü­yüdüklerini bakmak istediğim üç tane güzel torunum var.

böylece kilo tahsis etmek için alkalik elde etmek gerektiğini duyduğumda bir denemeye karar verdim. Yediklerimin %80′ini ham sebzelerden seçerek, ilk sekiz günde 4.5 kilo verdim, işte o noktada gerçekten yaşam tarzımı değişiklik kararını aldım. pH dengeli yeşillik içeceklerimi bir ay içtik­cilt daha sonra daha da rahatladım ve eklem ağrılarım azaldı, enerji seviyem de son derece arttı. On iki haftanın sonun­da 25 kilo vermiştim. Şimdi ise, 22 ayın sonunda verdiğim kilo toplamı 69! Bu programın öteki faydalarını da yaşa­dım: Örneğin, saç rengim koyulaştı ve kendiliğinden dalga­lanmaya başladı. Artık kilomu saklamaya ihtiyacım olma­dığından yeni kıyafetler aldım ve derhal 42 ceset kıyafetler giyebiliyorum, XXL’dan L’a düştüm.

Shelley Young’un tariflerini kullanarak, insanlara çiğ yi­yecek yemenin ne dek iyi olduğunu gösteren “yemek pi­şirmeme” kursları veriyorum. Dokuz yaşındaki torunum bana yediklerinin sağlıklı olup olmadığını soruyor. Yemek Yemek seçimlerinde onu yönlendirmeye çalışıyorum. Ve biliyo­rum fakat, o büyürken bunun sonuçlarını görebilecek dek yakınında olacağım!

Asidik yiyecekler
İdeal kilonuza ulaşmak ve onu gözetmek istiyorsanız, kendi­lerinden asidik olan veya sindirildiklerinde vücutta asidik tesir yapan yiyeceklerden uzakta dursanız iyi olur. Aşağıdaki asidik yi­yecekler konusunda itinalı olun.

Hayvansal protein
Et ve süt ürünleri de dahil, hayvansal yiyecek tüketimi kalp hastalıkları (ve kalp hastalığına tabi ölüm) ve kanser ile bağ­lantılıdır. (Sebze temelli beslenmede böyle risk artışları görül­mez).

Keza: Et yemek yemek ensülin salgısını tetikler -makarna ya da patlamış mısırdan daha da büyük oranda- ve bu nedenle sade­ce karbonhidrattan sakınarak kan şekerindeki dalgalanmaları önleyemezsiniz, insan vücudu, eti tamamen sindiremez ve kısmen sindirilmiş olarak sistemlerinizde dolaşırken inceba-ğırsaktaki tüylere zarar verir, cılız kan üretimine neden olur ve sonra güçsüz hücre üretimi gerçekleşir.

Hayvansal gıdalardan kaçınmamız için, ölümün haricen, öyle fazla niçin vardır. Anatomik ve psikolojik olarak, insan eto­bur ya da keza etçil hem de otçul değildir; karmakarışık ve sabit nebati yiyeceklerin yavaş emilimi için tasarlandık.bu nedenle, et yiyicilerin asgari sürede geçiş sağlaması için planlanmış kısa ve kolay bağırsakların yerine bu değin uzun ve karışık sin­dirim yollarımız var. Reel etoburlardan farklı olarak, inceba-ğırsak floramız var. Eti parçalamaya yerinde çene kemiğimiz ve dişlerimiz de yok.

Etin olgunlaşmasına, istenilen tada ve dokuya ulaşmasına niçin olan şey mayadır. İnsan tüketimi için “uygun” bir şekil­de olgunlaştırman bütün etler kısmen mayalandırılır, asitler ve asit üreten mikro-formlar etlerin içine işler. Özellikle ABD’de, hayvanlar hormonlarla son derece semirtiliyor ve böyle bir işlemden kalan artıklar ve asitler, yağda birikiyor. Kırmızı et tü­ketimi kalınbağırsak kanseri riski artışıyla, hayvansal yağ tüke­timi ise prostat, göğüs ve diğer kanser çeşitleriyle ilgilidir.

Domuz eti asit doludur ve domuzların bu asitleri dışarı ata­cak bir lenf sistemi yoktur; böylece metabolik asitler doku­larında, yediğiniz ette depolanır.

Yetiştirilen tüm etler gibi, domuz etinde de bakteri, maya, mantar nedeniyle oluşan ve artık madde ve asitlerle ilgili tartma­sek seviyede bir kirlilik vardır. Bu hayvanların beslendiği yem­ler, depolarda uzun süreler için bekletilir ve böylece man­tarlar göre kirletilir. Kesimevi şartları da, daha artı leke­lenmeyi engelleyecek değin sağlık durumu koşullarına yerinde değildir. Incelemeler, etteki mikotoksinin büyük bir çoğunluğunun ısıya dirençli olduğunu, bu nedenle eti pişirmenin sizi korumaya­cağını göstermiştir.

Bundan Böyle söylemeye lüzum değil; sucuk, sosis, konserve sığır eti, etli yiyecekler, jambon, domuz ve sığır pastırması, salamura dil ve paça gibi bütün tamamlanmış, salamuraya konmuş, tütsülenmiş yiyeceklerden uzaktan durmak zorundasınız.

Tavuk, Alıcı Birliği’nin raporuna göre, campylobacter jejuni kadar %42 oranında, Salmnella bakterileri tarafın­dan ise %12 oranında kirlenmeye maruz kalmaktadır; bu ra­kamlar ABD Tarım Bakanlığı tarafından da onaylanmıştır. Çok pozitif miktarlarda tavuk ve hindi yememek için, kendi asidik id­rarlarını kendi et dokularıyla emdiklerinden idrar yollarını kul­lanmadıklarını düşünmekten daha pozitif nedene ihtiyacınız ol­duğunu düşünmüyorum. Kümes hayvanlarının aşırı tüketimi yüksek kalınbağırsak kanseri riskini doğurmaktadır.

Bir yumurtada 37.500.000′den artı patolojik mikroform bulunur. Yumurtanın etkisini (artmış bakteri ve maya), yedik­deri on beş dakika sonra kanınızda görebilirsiniz ve beyaz kan hücrelerinin bu karışıklığı temizlemesi yaklaşık yetmiş iki saat sürer. Yemle beslenen tavuklardan elde edilen yumurtanın asit içerdiği belgelenmiştir. Günde asgari bir tane yumurta yemek yemek yüksek kalınbağırsak kanseri riski doğurur.

Süt ürünleri, süt, peynir, dondurma, ve yoğurt da dahil, laktoz denilen konsantre şeker içerir. Laktoz beden içinde kırı­larak laktik asit şeklini alır ve bu da kaslarda, kemiklerde ve ek­lemlerde tahriş ve iltihaplanmaya niçin olur. Bilhassa peynir ve süt almak üzere, süt ürünlerinin bolca tüketilmesi de yüksek kalınbağırsak kanseri riski yaratır.

çokça protein olmadan kaslarımı nasıl geliştirebilirim?
Pek çoğunuzun “Peki böyle beslenerek proteinleri nere­den alacağım?” sorusunu düşündüğünüzü biliyorum. Ger­çek endişeniz, çok pozitif protein harcamak olmalıdır. Orta­lama bir Amerikalı erkek, önerilen günlük limitten %175 daha pozitif, bir Amerikan kadını ise % 144 daha fazla prote­in tüketmektedir. Bu oran Genel Cerrahi Raponı’nun 1988 yılında çıkan Gıda ve Sıhhat Raporu’ndan alınmıştır ve yüksek protein diyeti çılgınlığından önce bile zaten aşırı miktarda protein aldığımızı gösterir. Bütün protein üretmek için gerekli aminoların tümü nebati kaynaklardan da alı­nabilir.

Keza, kas ilerletmek için proteine ihtiyacınız yoktur. Kas ilerletmek için sağlıklı kana ihtiyacınız vardır. Ve sağ­lıklı kanı da elektron zengini yeşil besinlerden ve iyi yağlar­dan elde edersiniz, proteinden yok. Dünyadaki en zinde hayvanlar -atlar, goriller, filler- bitki yer. Ve kesinlikle’ bif­tek ya da kahvaltı için protein karışımları tüketmezler!

Eğer süt ürünlerini tüketmezsem kemiklerime ne olur?
Sanırım bu soruyla her gün karşılaşıyorum. Reel şu ama ABD, ingiltere ve isveç osteoporoz* oranı en yüksek ülke­lerdir fakat aynı zamanda bu ülkelerde süt tüketimi en faz­la seviyededir. Amerikalı kadınlar, bütün yaşamları boyunca günde sıradan bir litre süt içmektedir (peynir, dondurma, yoğurt yapımında kullanılan süt de dahil) fakat hâlâ otuz milyon kadında osteoporoz var. Süt içmek kemik erimesini engellemez. Kemik erimesi çok artı protein tüketimi ile il­gilidir. 1986 yılında, Science dergisi, protein diyetlerinin os-teoporozun en kayda değer nedeni olduğunu duyurmuştur. Jo­urnal ofClinical Nutrition 1995 yılında “protein diyetleri­nin kandaki asit miktarını artırdığını ve bu asitleri nötrleye-çakmak için vücudun iskeletten kalsiyum çektiğini” açıkla­mıştır. Journal of Nutrition’da 1981 yılında yapılan bir ça­lışma protein alımının ikiye katlanmasının kalsiyum kaybı­nın da ikiye katlanması çağrıda bulunmak olduğunu ortaya çıkarmış­tır. American Journal of Clinical Nutrition’da 1979 yılında yapılan bir egzersiz, bir kişinin günde 1400 mg kalsiyum al­ması halinde bile, yüksek proteinli bir diyetle kemik kütle­sinin her yıl %4′ünü kaybedeceğini açıklamıştır. Anahtar, kalsiyum için süt içmeye devam etmekte (bir yanlamasına da bu zaman her tarafında fazla, daha çok protein almakta) yok de, ye-diklerinizdeki protein miktarını azaltarak vücudun kemik-lerdeki kalsiyumu emmesine ve onları zayıflatmasına or­tam sağlamamaktadır.

Tatlandırıcılar
Şeker, vücuttaki asit üretiminin ve obezitenin büyük sebep­lerinden biridir. Ve Amerikalılar her hafta 23.000 ton şeker tü­ketmektedir.

Şeker yediğiniz zaman, enerji için kullanılmayan fazlalık mayalanarak asetaldahit, nöro toksin ve laktik asit gibi asitlere dönüşür ve eğer bu asitler vücutta kalırsa hücre bozulmaya yol açabilir, karaciğerde etil alkol oluşabilir ve bu da yine hüc­resel bozulmaya yol açar. Hem araştırmam, şeker bakımın­dan düşük bir diyetin, vücuttaki asit oranının da düşmesiyle sonuçlandığını göstermiştir.

Bildiğimiz beyaz şekerden, bal, şerbet, kahverengi şeker, pekmez ve glikoz gibi öteki şeker biçimlerinden de kaçınmalı­sınız. Bütün basit karbonhidratlar, şekerde olduğu gibi vücutta tutulur böylece beyaz un, beyaz pirinç, makarna ve bunun gibi yiyeceklerden de uzak durmalısınız. Bunların tümü, tıpatıp şeker gibi, kan şekerinde çok fazla yükselmeye niçin olabilir. Etiketlerdeki şeker miktarını her zaman kontrol edin; paketlen­miş yiyeceklerdeki şeker oranı yüksektir, hatta hiç şüphelen­meyecekleriniz bile. Yediklerinizi kendiniz yapmanız için baş­ka bir geçerli neden!

Suni tatlandırıcılar, mesela aspartam (NutraSvveet), sa­karin (Svveet’N Low) ve sucralose (Splenda) vücutta potansiyel olarak ölümcül asitlere dönüşür. Örneğin aspartam kullandığı­nızda, içindeki maddelerden biri, metil içki, formaldehite dö­nüşür, formaldehit bir nöro toksindir ve kanserojen olarak bili­nir! Ama bu tümü yok. daha sonra, formik aside dönüşür. Ve bu yapay tatlandırıcılarda bulunan maddelerden sadece biridir.

Aspartam, obeziteye neden olduğu için bilhassa kötü olarak bilinir. Tatlandırıcının asit bileşeni, monosodyum glutamatta (MSG) bulunan ve kilo nedenli ağrılara niçin olabilecek, glu-tamik asitten adını almıştır.

Eğer tatlandırıcı kullanmanız zorunluysa, daha güvenli olan stevia bitkisi ya da hindiba gibi seçenekleri dinç ürünler sa­tan dükkânlarında bulabilirsiniz.

Fıstık
Fıstık son derce asidiktir ve yirmi yedinin üzerinde maya ve küf içerir. Bunu birincil yazdığımda, bunların hepsinin listesini yap­tım ve altı satır sürdü. Fıstık yemeyin! (Fıstık ezmesi de dahil.)

Mısır
Mısırda yirmi beş farklı mantar bulunur ve aralarında bili­nen kanserojenler de vardır.

Maya
“Besleyici” mayaların yanı sıra, ayrıca bira keza de ekmek mayasından uzakta durmalısınız. aynı zamanda maya taşıyan bi­ra, şarap, ekmek ve diğer fırınlanmış yiyecekler de sizin için za­rarlı. Herhangi bir şekilde maya yemek vücudunuzda mikro-formların büyümesini destekler ve onların toksik asidik artıkla­rını çoğaltır. Tüm yiyeceklerinizin, soslarınızın ve baharatla­rınızın mayasız olduğundan emin edinmek için etiketlerini dik­katlice okuyunuz.

Mayalanmış ve maldı yiyecekler
Soya sosu, sirke, miso*, mayonez, tamari ve tempeh**, zey­tin ve turşular bu gruba girer. Keza bunlardan birini içeren soslar da, mesela hardal, ketçap, biftek sosu, hazır salata sos­ları, tatlandırıcı ve biber sosu da aynı gruptandır. Hepsi asidik­tir veya vücutta asidikleşir ve mantar göre mayalanır. Ör­neğin soya sosunun pH değeri 4.45′tir. Ayrıca, mantar tarafın­dan mayalanmış (yüksek şeker oranına sahip) ve asidik olan tüm maltlı yiyeceklerden de uzakta durmalısınız.

Içki
Içki mayalanmıştır ve asidiktir. Sizi şişmanlatır. “Bira gö­beğini” ve biranın (light ya da düşük karbonhidratlı biranın bi­le) yaklaşık 4.5 pH değerine sahip olduğu gerçeğini bir düşü­nün. Şarap daha da kötüdür; içerdiği tüm tatlandırıcıların yanı sıra, 2.84 pH seviyesine sahiptir.

Içki, bakteri veya mayanın atık maddesidir. Bunun da üs­tünde, karaciğer alkolü başka bir toksik atık madde olan asit asetaldehite dönüştürebilir.

Aşırı içki kullanımının verdiği zarar zaten çoktan biliniyor fakat içerdiği asit, çok düşük seviyelerde bile hasar verebilir.

Kafein
Kanınıza direkt enjekte edilmiş bir miligram kafein sizi öl­dürebilir. Yani 28 gramlık sütlü çikolatada altı kişiyi, bir fincan koyu bir kahvede ise iki yüz kişiyi öldürmeye yetecek değin ka­fein vardır. Bu bağımlılık yapan zehirden uzak durma konu­sunda bir defa daha düşünmeniz için tatmin edici nedeniniz var. Ay­rıca da ayrıntıları ile belirtmek istiyorum ama kafein vücudu susuz bırakır. İde­al kilonuza ulaşmak ve onu gözetmek için bütün olarak suya doymuş olmanız gerekir ve kafein kullanmaya devam ederseniz katiyen yeterince sulu olamazsınız.

kafein içeriği

Kahve
Kafeini hesaba katmasanız bile, kahve sizin için dinç de­ğildir. Kremalı ve şekerli kahvenin pH’ı 4.0′dır ve damıtılmış sudan 1000 kat asidiktir. Sade kahve 5.09 ile daha iyidir ve ka-feinsiz kahve 5.22 ile daha da iyidir. Lakin asit asittir ve bu değerlerin hiçbirisi sağlıklı bir vücuda ait değildir. Eğer hâlâ ikna olmadıysanız şunu bir düşünün: Araştırmalar, kanser hücrelerinin kahvenin içinde yaşayabileceğini göstermiştir!

Akarsu
Bir Defa daha söylüyorum, “kafeinsiz” türden içseniz bile (örneğin biraz da olsa kafein taşıyan kafeinsiz kahve gibi), içeceğinizin asitliği mönünüze yerinde olmalıdır: adi siyah akarsu 2.79 ve yeşil nehir 4.6 seviyesindedir.

Içecek
Ilk Kez, pek fazla meşrubat, şeker veya diğer tatlandırıcı­larla doludur ve bu bile meşrubat içmeye bir son vermeniz için yeterlidir. Şeker ya da üzüm şekeri dolu olmasalar bile, suni tatlandı­rıcı oranı çok yüksektir ve bundan da kaçınmalısınız, ikinci olarak, pek fazla meşrubatta kafein bulunur, vazgeçmeniz için öteki bir neden. Kafein, fena olmanın yanı sıra, asidiktir de. Soda protein doygunu bir içecektir ve pH seviyesi 3.0′dır ve damı­tılmış sudan 10.000 kat daha asitlidir. Spor içecekleri en fena seçimler arasındadır – biradan bile daha asitlidir ancak, böylece çok so­da da öyledir. Hatta şeker, suni tatlandırıcı ya da kafein içer­meyen soda veya maden suyu bile karbonik asit içerir ve 2.5 oranında pH seviyesi vardır – damıtılmış sudan 50.000 kat daha asitlidir.

Kolanın anahtar bileşenlerinden biri fosforik asittir ve 2.5

pH değeri vardır. Tırnağı yaklaşık dört gün içerisinde eritecek değin güçlüdür. Konsantre kola şerbetini taşımak için kam­yoncular, Güvenli Olmayan Madde logolu, son derece yıpratıcı mater­yal taşımak için planlanmış kamyon kullanmak zorundadır. Fosforik asit kemiklerinizdeki kalsiyumu emer ve osteoporoz riskinin artmasının en büyük nedenlerinden biridir.
Amerikalılar her sene 167 litre meşrubat içiyor – bu oranda, 1970′lerden beri %131′lik bir çoğalma vardır. Yaşları altı ile on bir aralarında değişen çocukların %46′sı her gün soda içiyor. Bu ka­sıcacık şişman olmamıza şaşırmamak lazım! Bir çırpıda boğazı­mızdan aşağıya asit döküyoruz.

Şart yeterince fena, lakin unutmayın oysa ne dek çok so­da içersek, bizim için yardımcı olan içeceklerden o kadar eksik içe­riz. Ulusal Içecek Birliği, Amerikalıların sudan dört kat fazla soda alıp içtiğini açıklamıştır.

Bu oran azalsa bile başımız hâlâ dertte. 1 birim karbonik asi­di (sodadaki gibi) nötrlemek için 20 bölüm bikarbonat gerekir, 1 kadeh sodayı (perhiz veya kafeinli olması ayrım etmez) karşıla­mak için 20 bardak alkalik su içmeniz gerekir. Ve bu suyun üze­rine diğer kaynaklardan gelen asitler için de su içmeniz gerekir!

ph

Yalnızca bazik su için
Vücudunuzu yalnızca alkalik su ihtiyacına yerinde bir şe­kilde sulamaksınız. Tümü asidik olan ve vücudunuzda da­ha fazla su ihtiyacına yol açacak spor içecekleri önerilerine kulak asmayın. Aşırı kilolu almak, susuzluğun ya da susamış­luğun asidik sıvılarla giderilmeye çalışıldığının bir işareti­dir. Öteki yandan, kaliteli bazik su içmek ideal kilonuza gelmek için ilk ve en kayda değer adımdır.

Çikolata
Şeker içerir. Kafein içerir. Son derece toksik olan theobro-mine ve metil bromin asitlerini içerir. Sizi şişmanlatır. Buna ih­tiyacınız yok.

Meyve
Hemen tüm meyvelerin şeker oranı çok yüksektir ve böylece, içerdikleri besinlere rağmen kaçınsanız iyi olur. Bir­kaç misal tahsis etmek gerekirse ananasın %28′i, muzun %25′i, tatlı kavunun %21′i, elmanın % portakalın %12′si, çileğin %11′i, karpuzun %9′u şekerdir. Bu miktardaki şeker vücudunuzu asit­li tutacaktır. Yüksek şeker oranlı meyveler yerseniz, kilo vere­mezsiniz veya ivedi veremezsiniz, verdiğiniz kiloyu koruya­mazsınız. (Sıradaki gıda listesinde göreceğiniz gibi, bazı meyveler diğerlerinden daha iyidir ve önerdiğim birkaçını bu listede ve bir sonraki bölümde yer alan bazik yiyecekler bölü­münde bulabilirsiniz.)

Yaptığım bir araştırmaya kadar, 4 bardak taze portakal suyu vü­cutta asitli bir etraf yaratmaya yetecek değin şeker içerir ve üç ila beş saat için beyaz kan gözenekli olan aktivitesini yarıya indirir, bağı­zarafet sistemim düşürür. Elma suyu bile, yüksek şeker içeriği ne­deniyle kan hücreleri için asidik ve toksiktir. Hastalarım yüksek şekerli meyveler yemediği vakit kırmızı kan hücrelerinin birbi­rine yapışmadığını, dolaşım problemi yaşamadığını ve beyaz kan hücrelerinin daha aktif ve daha dinç olduğunu gördüm. Kan­larındaki asit seviyesi düştüğü için kilo vermeye başladılar.

Mantar
Her türlü mantardan -beyaz, yaban mantarı ve diğerleri- kaçınılmalıdır. Her şeyden önce mantar oldukları için. Ayıca, sindirildikleri vakit asitleşirler.

Yiyeceklerinizi seçin
Sıradaki çizelge, genel olarak yenilen yiyecekleri, yüksek al­kalik ve yüksek asidik arasında altı kategoriye ayırıyor. Sağlıklı kilo tahsis etmek için yiyeceklerinizi genellikle hafif alkalik ve yüksek alkalik yiyecekler arasından seçin; bunu yaparsanız oysa­lo vermeye başlayacaksınız ve asit fazlasına tabi diğer belirti­ler anında yok olacak. Asidik yiyeceklerden uzaktan durun. Yedik­leriniz arasındaki yüksek asitli yiyecekleri tamamıyla emin; ha­fif ile kısmen asidik yiyecekler, yediklerinizin %20′sini oluştur­sun. Kilo vermek, bir yanlamasına da dinç kalmak istiyorsanız, asidik yiyecekler sınırını geçmeyin.

Bir araya getirmek
Bütün bunlar aklınızdayken, tabağınızı nasıl dolduracaksı­nız? Anahtar, her öğünü elektron zengini yeşil yiyeceklerden ve çoklu doymamış yağlardan oluşturmak. Sağlıklı kanı oluştura­cak ve vücudunuzdaki alkalikliği koruyacak yiyecekler bunlar­dır.

Tabağınızın %60-80′i bunlardan, küçük miktarlarda da hu­bubat, fasulye, soya, balık ve pişmiş sebzeden oluşsun. Vücudumuz, %80′i alkalik olan bu oran üzerinde çalışmaya yerinde tasarlanmıştır.

10 okunma



  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: