Blog

Radyasyon hakkında az bilinenler

  Blog    9 Ocak 2019
Yorum Yok

Radyasyon hakkında az bilinenler
ANKARA (A.A) – Leyla Ataman Özel – Ayşe Yalım – Nükleer santral yapımı çalışmalarıyla daha sık gündeme gelen sahiden yabancımız yok, evrenin ve hayatın bir parçası… Millet yeryüzünde var oldukları günden bu yanlamasına radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor. AA muhabirinin yaptığı derlemeye kadar, radyasyon doğal ve suni veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon radyasyon edinmek üzere ikiye ayrılıyor. Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı. Dünyamız da bir arz radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bir takım kayalar, uranyum, toryum ile potasyon-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı. Radyasyonun güvenli olmayan olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına ast. Suni radyasyon kaynaklarından korunmak için böylece çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak olası olmuyor. Oysa miktarın azaltılması için bir takım önlemler alınması gerekiyor. Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar takvim sıradan 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85’i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14’ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1’i de insan yapımı (nükleer tabanca denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor. -EN SAĞLIKLI KONUT AHŞAP EV- İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içerisinde yer alan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor. Brezilya, Hindistan’ın bir takım plajları, İran’ın bir takım bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine kadar radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye’de korkulacak düzeyde bir radon birikimi laf konusu yok. Buna karşın kapalı ortamlara çok dikkatli olmak gerekiyor. Bu gaz binalarda yeraltından sızarak binalarda duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi Başkanı Dr. İsmail Hakkı Arıkan, ”Bu gazdan korunmanın tek çaresi asgari 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır” diye konuştu. Radon gazı topraktan meydana çıkan ve yerden yükselen bir gaz olduğunu, bu nedenle antre ya da bodrum katlarında oturan insanların radona daha çok maruz kaldığına da dikkat çekici eden Arıkan, ”Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en manâlı unsurlardan biri” dedi. öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha seri çıktığı açıklama ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen inşa malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor. -GIDALARDAKİ RADYASYON- Toprakta olan doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içerisinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuruyemiş, maden sularında diğer gıdalara kadar daha yüksek radyasyon bulunuyor. Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların beden için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden İsmail Arıkan, ”Toprakta bulunan herşey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil fakat radyoaktivite vardır. Bu şuna aynı vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor” diye konuştu. -RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR- Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden Arıkan, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını söyledi. Arıkan, ”Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı süre ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor” dedi. Nükleer tıpta vücuda bahşedilen radyoaktif maddeler sebebiyle hassa belirlenmiş bir zaman dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu şahısların idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor. -YAPAY RADYASYON KAYNAKLARI- Suni radyasyon kaynakları, insan yapısı suni radyasyon kaynakları x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonradan insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu. Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda bir fazla başvuru formu alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bir takım bilimadamları psikolojik etkilerinden kansere değin birçok şeye yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları iyice tespit edilmediği için bu cins kaynakların minimize edilmesi gerektiğine sinyâl eden Arıkan, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Arıkan alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki emniyet kapılarının metal dedektör olduğunu ve radyasyon bulunmadığına da uyarı çekti. -YAPAY RADYASYONDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER- Yapay radyasyon konusunda araştırmacı Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi’nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle: ”-Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar ”stand by” konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor. -Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya itina gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran seçim ediniz. -Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz. -Huzur Veren bir uykuya devretmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak ya da bu cihazların adamakıllı kapalı konumda olmasını temin etmek olduğunu hatırlayın. -Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız. -Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan muhtemel olduğunca uzaktan tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz. -Kuvvetli elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız. -Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız. -Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun. -Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkin olduğu belirten çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk aşağıda olduğu bir gerçektir. bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Durumu Örgütü (WHO) göre önerilmektedir. -Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzaktan mesafeye bırakınız. SAR

ETİKETLER :
12 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.