Blog

Patronlar iş hayatına nasıl başladı?

  Blog    3 Ocak 2019
Yorum Yok

Patronlar iş hayatına nasıl başladı?
Örneğin Altur’un sahibi Abdurrahim Albayrak, Almanya’da biriktirdiği paralarla İstanbul’a gelip minibüsçülük yapmış, Reis Gıda’nın sahibi Mehmet Reis, 7 yaşından itibaren bulaşıkçılık, çaycılık ve Ramazan davulculuğu da dahil öyle çok işte çalışmış. Intercity Rent a Car’ın sahibi Vural Ak, bir nalburda tezgahtarlık ve şoförlük yapmış. Richmond otelleri ve Capitol’un sahibi Mustafa Aksoy bir kunduracıda çalışmış, Xerox’un genel müdürü Mehmet Sezgin tezgahtarlık ve garsonluk gibi bir sürü iş yapmış. Finansbank’ın ve Fiba Grubu’nun kurucusu Hüsnü Özyeğin ise ABD’de üniversitede okuduğu dönemde çalışmış. Harvard’da hamburger satan bir büfe işleten Özyeğin, hayatta ilk hakiki işinin bu olduğunu söylüyor. Tümü bugün geldikleri pozisyonlarda birincil işlerinin fazla önemli olduğunu söylüyorlar. Meslek adamları ilk iş deneyimlerini anlattılar. Koç ve Sabancı nasıl başladı? Türk meslek dünyasının efsanevi iş adamlarından Vehbi Koç, iş hayatına bir bakkal dükkanında, Hacı Ömer Sabancı ise pamuk işçisi olarak başladı. Vehbi Koç, (1901-1996) Ankara’nın Çoraklık semtinde dünyaya geldi. 1914’te Ankara İdadisi’ne (lise) giren Koç, 15 yaşında İdadi’yi bitirmeden tasdikname aldı. 1917’de dedesiyle ve babasıyla görüşerek esnaflığa başlayan Koç, Karaoğlan Caddesi’nde oturdukları evin altındaki dükkanı bir sandık kundura lastiği, bir sandık şeker, birkaç teker kaşar peyniri, zeytin, makarna gibi mallarla bakkal dükkánı haline getirdi. Onun görevi, dükkanı açılmak, süpürmek, tozlanan malları arındırmak, müşterilerin aldığı malları tartmak veya saymak, mangalı yanmak, camekanları temizlemekti. Gerisinde kösele işine giren Koç, ardından otomobil ve petrol işine girdi. 1938’de Koç Ticaret Anaonim şirketini kurdu. Gerisinde Demirdöküm, Türkay (şimdiki adıyla Kav), Arçelik, Otosan, Aygaz’ı kurarak çabucak büyüdü. 1963 yılında Koç Holding’i kurdu. Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding Idare Meclisi Başkanlığı’nı oğlu Rahmi Koç’a devretti lakin, çalışmayı bir lahza bile bırakmadı. 1900’lerde, küçük bir bakkal dükkanından yola meydana çıkan Vehbi Koç, dünya çapında bir kalabalık yarattı. Sabancı Holding’in kurucusu Hacı Ömer Sabancı (1906-1966), Kayseri’nin minik bir köyünde doğdu. 13 yaşında babasını kaybettikten bir kaç yıl daha sonra, talihini sınamak için köyünden ayrılan Hacı Ömer, 450 kilometrelik yolu yayalara ait olarak katederek pamuk diyarı Adana’ya göç etti. Yeni hayatına pamuk işçisi olarak başlayan Hacı Ömer, kısa sürede işçi müteahhitliğine başladı, bir iki yılda yaptığı tasarruflarla pamuk ticaretinde mütevazı bir iş kurdu. O dönemde yanına çalışan işçiler Hacı Ömer’i “Ağa” diye çağırmaya başladılar. Hacı Ömer Sabancı önderliğinde sonraki yıllarda sırasıyla Akbank, Bossa un ve çırçır fabrikası, Bossa tekstil fabrikası, Oralitsa, Aksigorta ve Teknosa kuruldu. Birincil hakiki işi büfe işletmeciliğiydi Finansbank’ın kurucusu Hüsnü Özyeğin de okurken çalışanlardan. Özyeğin, 1 Nisan 2009’da Capital’den Rauf Alev’e verdiği röportajında ilk işine 6 yaşında dedesinin mağazasında çıraklık yaparak başladığını söylüyor. Robert Kolej’de okuduğu dönemde ise İstanbul’a gelen bir Japon fuar gemisinde tercümanlık yapmış. ABD’de Oregon Eyalet Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde okuyan ve Harvard’da master yapan Özyeğin, Amerika’da eğitim gördüğü dönemde yaz kış çalışmış. İnşaat mühendisliği stajyerliğinden, garsonluğa o kadar fazla işte çalışmış. Birincil işini ise Harvard’daki ikinci yılında kurmuş. Harvard’da bir snack bar (büfe) çalıştıran Özyeğin, hayatta ilk hakiki işinin bu olduğunu söylüyor. Özyeğin, “Üniversitede birkaç meslek vardı. Biri gazete dağıtmaktı. Bir kiosk vardı, sigara falan satılırdı. Bir başka biri hafta sonlarında talebelere hamburger falan satan snack bar’dı. Haftasonları üniversite kampusunda yemek olmazdı. Talebeler için kabus gibiydi, doğal olarak bu snack bar’a gelirlerdi. İşte ben burayı işletmiştim. Hayatta ilk gerçek işim buydu” diyor. Özyeğin gençlere şu tavsiyede bulunuyor: “bir kere çok çalışmaları lazım. Hiçbir şey çalışmadan olmuyor. Meraklı olmaları, okumaları lazım. Yalnızca üniversitede okumaktan laf etmiyorum. Çevrelerini iyi takip etmeleri lüzum. Üniversite hayatında mükemmel bir network, dostluk, dostluk kurmaları lazım. Bunlar, iş hayatında fazla yük kazanan şeyler oldu. Sabırlı olmaları, yılmamaları da manâlı. Yüz metre yok, maraton koşmaları gerekli. Yaşam da bir maraton doğrusu. Yaşlandığınızda yaşam kısa geliyor, lakin sahiden hayat çok uzun. Maraton koşmaları lazım.” Kaynak: http://www.capital.com.tr/ Kunduracı çırağıydı turizmin patronu oldu Richmond otelleri ve Capitol Alışveriş Merkezi’nin sahibi Aksoy Group’un kurucusu Mustafa Aksoy hemen şimdi 11 yaşındayken kunduracı çırağı olarak atıldı iş hayatına. Askere gidene değin da Kapalıçarşı’da bu kunduracı dükkanında çalıştı. bununla birlikte akşamları İngilizce ve daktilo kurslarına gitgide artarak kendini geliştiren Aksoy, o günleri şöyle anlatıyor: “O süre Küçükçekmece’de otururduk, iş çıkışı kursa gider gece 1’de eve gelir, sabahtan 7’de her yerde işe koyulurdum. 3-4 sene böyle kurslara gittim. Lisan öğrendim.” Aksoy, askerden sonra çalıştığı yer olan Kapalıçarşı’ya dönüp, deri ceket alan turistleri gördüğünde cilt dikip satan bir mağazada tezgahtar olarak işe başladı, 6 ay daha sonra patrona gidip dericilik gerçekleştirmek istediğini söyledi. Patronu 5 mağazasından birisini Mustafa Aksoy’a ödev etti, ona sermaye de verdi, bu sayede Mustafa Aksoy dericiliğe başladı. Aksoy, dükkan hanın içinde olduğundan Kapalıçarşı’ya gidip turistleri çevirerek onları içeri girmeye ikna etmeye çalışıyordu. Ilk ihracatını 1974’te ABD’ye yaptı. Kapalıçarşı’da tesadüfen tanıştığı bir Amerikalı mağazacıya cilt ceket ihraç eden Aksoy, ardındaki Almanya’da ihracata başladı. Bu sırada derici dükkanındaki hissesi yüzde 20’den yüzde 50’nin üstüne çıkınca ayrılıp kendi işini kurdu. 1977’de Beyazıt’ta bir mağaza açarak kumaş konfeksiyon işine girdi. sıkça kendisinden alışveriş yapan Rahaat isimli bir Iraklı ile tanıştı. Onun ısrarıyla, 1978’de Türkiye’nin de ilk kez katıldığı Milletlerarası Bağdat Fuarı’na katıldı. “Irak’ta her ailede 5 çocuk var, o nedenle hep çocuk kıyafetleri gönderdim. Fuarda 250 bin dolarlık hayatımın ilk büyük siparişini aldım. Sevine sevine Türkiye’ye geldim. Böylece 7 yıl baştan başa, buraya konfeksiyon ihraç ettim. İhracatta 5 milyon doları geçtiğim için 9 sene her tarafında İTO’dan altın madalya aldım.” Turizme özendirme indirimi hayatını değiştirdi Mustafa Aksoy, ihracattan kazandığı parayı gayrimenkule yatırıyordu: “10 kazandıysam 15’e gayrimenkul alıyordum fakat daha fazla çalışayım.” Böylece 1988’de İstiklal Caddesi’ndeki Richmond Otel’in arsasını aldı. O vakit iş hanı yapmayı planlıyordu, turizmin t’sinden bile haberi yoktu. Tam da bu sırada turizme teşvik indirimleri başladı. Aksoy bu indirimlerden yararlanmak için binayı otele çevirdi. Hemen yandaki binayı da katarak 1992’de Richmond İstanbul Otel’i açtı. Ardındaki Pamukkale’de yarım kalmış 350 odalı bir oteli satın alıp, yanındakiyle birleştirerek 1993’de Richmond Pamukkale Thermal’i, 1995’de Richmond Efes’i, 2000’de Richmond Pamukkale Spa’yı ve Richmond Nua Wellness Center’ı açtı. bu arada 1979’da aldığı arsalardan biri de Capitol Alışveriş Merkezi’nin arsası oldu. Galeria’dan esinlenen Aksoy 18 Eylül 1993’de Türkiye’nin ikinci alışveriş merkezini açtı. İşe bir minibüsle başladı Bugün 8 bin araçlık filosuyla 100 bin çalışana personel nakliye hizmeti veren Altur’un patronu Abdurrahim Albayrak, çocukluğundan beri çalışmış, para galip gelmek için yapmadığı iş kalmamış. Kendi deyimiyle para kazanma hırsı onun geninde var. Abdurrahim Albayrak, 1954 yılında Rize’de doğdu. On yaşından itibaren keza okula gitti keza de mektep çıkışı ve tatil günlerinde babasının bakkal dükkanında satış yapıp, briket atölyesinde briket kesti. bununla beraber simit ve kestane sattı. 1968 yılında babası Almanya’ya gidince, “bak babası Almanyaya gitti kendisi akşama değin top oynuyor, akşama dek kahvehanelerde oturuyor” demesinler diye daha çok çalıştı. Evlerinin önündeki dereden çakıl çıkartıp, sepetle sırtında taşıdı, bunlarla her tarafta briket ve künk kesti. 15 yaşına geldiğinde kendi kamyonlarıyla Rize merkeze kum ve çakıl götürmeye başladı. Babası Almanya’dan Türkiye’ye dönünce oğlunun yaptıklarına inanamayıp hayretler içinde kalmış. Abdurrahim Albayrak o günü şöyle anlatıyor: “Atölyemizin bahçesinde 15 bine yakın briketin istif halinde hazırlanmış olduğunu görünce fazla duygulanarak beni iki yanağımdan öptüğü hatıra hiç unutmayacağım. O hırs ve azimle babam atölyeyi mükemmel paraya satıp, beni Almanya’ya emekçi olarak götürebilmek için duruşma kararıyla yaşımı büyüttü.” Muzu, çikolatayı bilmiyordum Babasıyla Almanya’nın Frankfurt şehrine giden Albayrak, şehre varınca yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatıyor: “Muzu tanımıyor çikolatayı bilmiyordum. Hele hele hayatımda alafranga tuvalet görmemiştim, hatta daima babama tuvaleti sormama karşın içeri gidip tuvalet göremediğimde sıkıla sıkıla babama baştan sordum; o birincil gün fazla şiddet anlar yaşamıştım.” Abdurrahim Albayrak, Almanya’da inşaatlarda demir işçisi olarak çalışmaya başlamış, paydostan sonradan her akşam 2 saat mesai yapıp inşaatın el arabası, kürek vb. aletlerinin temizliğini yapıyor, daha sonra barakaya giderek babasına taze fasulye, kuru fasulye, pilav gibi yemekler hazırlıyor, babasıyla kendinin çamaşırlarını yıkayıp kurutuyordu. Cumartesi pazar günleri ise evlere gidip bahçe düzenlemesi, boya gibi işler yapıyor ve bunun karşılığında peşin para alıyordu. Ay sonunda babasından çok para kazanıp parasını bankaya yatırıyordu. Askerde de abes durmamış Uzun zaman daha sonra Türkiye’ye dönmek isteyince babası karşı çıkmış, fakat o ısrarla Türkiye’de de bu şekilde çalışarak fazla para kazanacağını söyleyerek Türkiye’nin yolunu tutmuş. Dönünce Almanya’da biriktirdiği parasıyla İstanbul Habibler’de bir arsa satın almış. Vatani görevini bitirmek için askere giden Albayrak, askerde de anlamsız durmamış. Askerlerin ayakkabılarını boyayıp para kazanmış. Taşı toprağı altın İstanbul Askerden sonradan, baba ocağına dönüp bir minibüs satın bölge Abdurrahim Albayrak, taşı toprağı altın diyerek İstanbul’un yolunu tutmuş. Edirnekapı, Beşyüzevler, Sultançiftliği, Habibler, Kayabaşı ve Şamlar hattında çalışmaya başlamış. Sabahtan 6’da kalkıp gece 12’ye kadar çalışıp 1.000 lira kazanmadan yatmamayı kendine durum koymuş. Bu parayı ertesi gün bankaya yatırıyor ve 30 günde 30.000 lira biriktiriyormuş. 13 ay sonradan babası Almanya’dan izne gelip de banka cüzdanını görür görmez şaşkınlığını gizleyememiş ve ertesi gün borçsuz bir minibüs satın almışlar. 8 ay daha sonra üçüncü minibüslerini satın almışlar. Albayrak, “Allah yürü ya kulum demişti. İyi para kazanıyorduk, işlerimiz iyiydi, mutluyduk” diyor. 1977 yılında Altur’u kuran Albayrak, “Hedefim, nakliyecilik filosu belirlemek ve sürekli yeniliklere adapte olarak kendimi ve firmamı geliştirmekti. Para kazanma azmi bir insanın geninde olur bu da benim genimde vardır. Allah herkese nasip etsin” diyor. Kaynak: Özgürlük İK

1 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: