Blog

Nakit kraldır… öyle mi?

  Blog    6 Ocak 2019
Yorum Yok

Nakit kraldır... öyle mi?
Ekonomist Family Business Türkiye eki DAVE DONELSON Bir yandan dünyadaki ekonomik endişeler sürmeye devam ederken öteki yandan da birkaç sene öncesine değin ihtiyar kuşak akrabalar göre dile getirildiğinde modası geçmiş olarak görülen “Peşin Para kraldır” felsefesinin önünde, o kadar fazla aile şirketi her yerde İncil’den gücenmiş bir birim gibi saygıyla eğiliyor. Philadelphia’daki Cresheim Inc.’den aile şirketi danışmanı James E. Barret, “Son derece bıktırıcı ve aşırı muhafazakar bir insan olarak görülen bu yaşlı adam aniden gözlere mucizevi zeki ve sevimli görünmeye başladı” diyor. Nakit paranın iyi tarafı elle tutulur gözle görülür olmasıdır; yani ya vardır ya yoktur. Kaya gibi sağlam oldukları sayılan kaynakların ve hatta heybetli mali kurumların bir gecede ortadan kayboluverdiği bir iş ortamında kendilerini ispatlaması gereken varlıklar hakkında her kafadan bir ses çıkar. İsveçli Skandinaviska Enskilda Banken (SEB) bankasının ve dev gibi bir holding şirketi olan Investor AB’nin kontrolünü elinde tutan bir ailenin beşinci-kuşak üyesi Jacob Wallenberg, 24-30 Ocak 2009 tarihli The Economist dergisine verdiği röportajda, “İlişkiler önemlidir fakat nakit akışı çok daha önemlidir” demişti. Bu röportajda gerek SEB’in gerekse de Investor’ın mevcut hesaplı kriz boyunca ellerinden hiçbir şeyi dışlamak zorunda kalmadıklarına uyarı çekiliyordu. Investor’ın 80’den artı holdinginin içinde endüstriyel bankacılık sistemleri ABB’nin, ilaç şirketi AstraZeneca’nın ve imalat ve inşaat cihazları üreticisi Atlas Copco’nun da bulunduğu böylece çok şirkette hissesi var. The Economist’teki mülakatta, “Investor’ın çabuk iyileşme özelliğinin aşağıda yatan esas niçin, onun bu idareli krize peşin para zengini olarak girmesi doğru zorlanan iştiraklerine takviye verebilmesi ve batağa saplanan varlıkları ölü eşek fiyatına kapatabilmesidir” diye yazıyordu. Ama aforizmaların çoğu gibi “nakit kraldır” vecizesine de her şart ve koşulda körü körüne uyulamaz. Baret, bu konuya şöyle dikkat çekiyor: “Eğer kısa-vadeden bahsediyorsanız bu felsefe elbette içten. Oysa eğer uzun-vadeli konuşuyorsanız, kral olan fikirlerdir.” Danışmanların çoğuna kadar akılda tutulması gereken bir öteki konu da aile şirketi olsun olmasın işlerini bütünüyle nakit para ekseninde döndüren bir şirketin, her ne değin güvenilir bir gösterme verse de daima borçlarını akla yatkın bir şekilde idare eden diğer bir şirkete kıyasla fazla daha zinde ve sürdürülebilir sonuçlar elde edemeyebileceği gerçeğidir. Ve hatta ara sıra böyle bir devamlılık muhtemel bile olmayabilir! Ticari bir alışverişte satıcının şartlarından veya şirketin gayrimenkulünün değerinin kilidini açan bir mortgage sözleşmesinden veya mevcut nakit akışındaki mevsimsel çalkantıları dengelemek için kullanılan bir banka kredisinden kaynaklanan diğer insanların parasını kullanıyor olmanın verdiği bıkkınlık, en muhafazakar yöneticileri bile fazla bir zorlama altına alır. Tüm borçlar eşit yaratılmamıştır Aspen Family Business Group’un Texas-merkezli bir aile şirketi danışmanlığı kurumu olan Fort Worth’dan Sam Lane, “Bizler genellikle borç terimini her türden ‘borç’ için kullanırız. Bu fiilen hiç de içten değildir. Zararları karşılamak için alınan borç vardır oysa bu, ekipmanların finansmanında kullanılan ya da talebi körüklemek için alınan borçla bir değildir. Bunlar fevkalade bambaşka türden şeylerdir” diyor. Peki büyümeden ne haber? Uzun vadeli borç almaya gereksinim duymayacak şekilde çok az şirket bir rakip şirketi satın alabilmek, yeni bir fabrika belirlemek veya mevcut bir üretim tesisini modernize etmek için gerekecek finansmana yetecek derecede nakit üretebilir. Bankalara ya da Wall Street’e gidemeyebilirler; oysa satıcı finansmanı, sigorta poliçesine karşılık borç alma ve faktoringe bahşedilen alacaklar gibi diğer kaldıraç türlerinden faydalanabilirler. İskandinavya’nın en büyük endüstriyel holding şirketi olan Wallenbergs’in Investor AB’si satınalma furyası sırasında Economist’te de uyarı çekildiği üzere, bu anlaşmalarda aşırı yavaş kalmak ve nakit paranın üzerine oturmakla kıyasıya eleştirilmişti. Ancak bu şirketin aile-kontrolündeki konumu sayesinde Investor, kendi stratejisine alt kalmayı sürdürebilmişti. Bu makalede Investor’ın “diğer bir şirket göre satın alınması az daha imkansız olduğundan dış dünyadaki yatırımcılardan gelen baskıya direnebildiği” söyleniyordu. Ancak Wall Street yatırımcılarının mütemadiyen çeyrek dönemlik karların yüksek çıkmasını talep ettiği bir iklimde aile şirketlerinin avantajlarına karşın aile şirketi liderleri aile şirketi olmayan şirketlerin CEO’larının endişelenmek zorunda olmadıkları bazı meydan okumalarla yüzleşirler. Pa., Hatfield’daki Laminators Inc.’nin CEO’su ve başkanı olan David Thompson, geçen sene bilançolarında gerçekleşen büyük bir değişikliği açıklarken bunlardan en yaygınına muhabere ediyordu; “Oldukça köklü bir hasar azaltıcı önlemler setimiz vardı ama babama kadar o oysa nakde dönülmesi için kullanılacaktı. Ben ve kardeşlerimden ikisi bu şirketi satınalmak için elimizdeki hisse senetlerini teminat gösterip kredi almıştık.” Bu fiilen 40 yıldan uzun bir süre içinde bu şirketin aldığı ilk önemli miktarda borçtu. Borç durumunuzu peşine düşüp takip edin; hayat tarzınızı frenleyin Barret, “Sahiden en iyi yaklaşım, ne çok pozitif nakit tutmak ne de aşırı borçlanmaktır” derken nakit pozisyonu hakkında en yaygın benimsenen müthiş bakış açısını özetliyordu. Jack Mitchell, bu konuda doğrudan data sahibi. Kendi ailesinin şirketinin 1989-91 resesyonunda karşılaştığı faciayı binbir güçlükle atlatabildiğini ve bir daha tekrarlanmaması için gerekli bütün adımları attığını söylüyor. Connecticut’da üst derslik bir moda perakendecisi olan Mitchells/Richards’ın ikinci-kuşaktan sahibi ve CEO’su olan bu zat, tüyler ürpertici bir öykü anlatıyor: “Resesyon başladığında borç içindeydik. Peşin Para seviyemizi arttırmak için mağaza satışlarımızı ivmelendirmek zorundaydık. Markamızla taban tabana ters olmasına karşın şu anda nakde ihtiyacımız vardı.” Ailesinin kendisini böylesi bir pozisyonda bulmasının nedeninin tam da resesyon başladığında Conn., Westport’daki orjinal mağazasını büyütmeye başlamış ve hemencecik bitişiğindeki birkaç gayrimenkulü satın almış olmasında yattığını söylüyor. Mitchell, o günleri halen şu sözlerle anıyor: “Danışma kurulumuzdan artık elbette daha fazla borç almamamız ve şu anda giderlerimizi kısarak, peşin para biriktirmemiz gerektiği yönünde telkinler gelmişti. Bu cevaptan bir süreliğine hiç hoşlanmamıştım fakat o tavsiyelere uyduğum için bugün fazla mutluyum.” Bugün Mitchell “Artık üç C’ye inanıyoruz: Müşteriler (Customers), toplum (Community) ve nakit (Cash)” diyor. Bu şirketin bir takım gayrimenkul borçları olduğu ve satıcılarıyla olası olan en uygun şartlarda çalıştığı içten oysa faaliyetlerini para sağlamak için esas olarak kendi nakit akışına güveniyor. Her ne dek Mitchell, 2005 yılında Long Island’daki Marsh’s isimli perakendeciyi satın almalarının detaylarına girmese de bu alışveriş yüzünden bilançolarına dikkate değerinde bir borç yükünün eklenmediğini söylüyor. Mitchell, keza kendi şirketinin diğer aile şirketlerince yaygın bir şekilde düşülen tuzağa da düşmediğini söylüyor; aşırı nakit dağılımı. Her ne kadar bu şirkette aralarında Jack’in kardeşi Bill ile eşi Linda’nın yanısıra gelecek kuşaktan dört üyenin de bulunduğu yedi aile üyesi çalışıyor olsa da Jack Mitchell, “Elimizdeki peşin para parayı bir yerine koyma akçe olarak tutmaya çalışıyoruz” diyor. Bu mağazaların müşterilerinin birçok bundan böyle alışverişlerinde Main Street müdavimleri değin titiz davranan Wall Street’çiler olduklarından, bu başvuru geçtiğimiz aylarda bir hayli işe yaramış. Mitchell, “Maalesef ki her sabah yataklarından kendilerine bir kaşmir kazak satın almak fikriyle kalkmıyorlar” diye serzenişte bulunuyor. Aile şirketi danışmanı Sam Lane, ansızın fazla neslin bir arada çalıştığı şirket ailelerinin çoğunda “İşte bırakılan paranın patronun cebine atamayacağı para olduğuna dair enerjik bir enerjik” olduğunu söylüyor. Hem şirket harcamalarında da fazla cimriler diye ekliyor ve “Böylece fazla aile şirketinde külüstür ekipmanlar ve buna aynı şeylerle karşılaşabilirsiniz” diyor. Oysa 1995 yılında ikiz erkek kardeşi Scott ile birlikte Atlanta merkezli bir sağlık bakımı kaynak yönetimi şirketi olan Coalition America’yı kuran Sean Smith, çok sayıda aile şirketi sahibinin şirketlerini sanki özel kumbaralarıymış gibi kullandığını söylüyor. Smith, “Sahipleri için gerçekten birer yaşam biçimi işi haline gelmiş fazla sayıda aile şirketi tanıyorum. Bu şirketlerinin üstüne şirket açısından hiç bir bedel ifade etmeyecek arabaları, evleri, villaları ve öteki pek fazla şahsi yaşam tarzı müsamaha araçlarını yapıyorlar. Bu şekilde ise kendi hayat tarzlarına lüks katmaktan diğer bir şey yapmamış oluyorlar” diyor. Smith ikizler, müşterilerinin sağlık bakım giderlerini yönetmelerine yardımcı olan Coalition America’yı kurduklarında hemen şimdi 26 yaşında olmalarına karşın Sean Smith, “Bu şirkete her zaman meslek gözüyle baktık. Şirket üzerine yapılmış tek bir arabamız bile yok” diyor. Bu bakımdan Lane, aile şirketi olmayan şirketlerin aile şirketlerine karşısında bir avantajları olduğuna dikkat çekiyor. “Aile şirketi olmayan bir şirkette yöneticiler bunu şirketin kasasından para çekmeyi yapamaz. Maaşlarını ve primlerini alırlar hepsi o kadardır. Başka türlü hiç bir şekilde para çekemezler” diyor. Eğer bunu yapmayı denerlerse de tıpatıp Merrill Lynch’in eski CEO’su John Thain’in yalnızca ofislerin yenilenmesine 1.2 milyon dolar harcadığının kamuoyuna yansıtıldığında düştüğü şart gibi harikulade haysiyet kaybederler. Smith, ikiziyle kendisinin peşin para paranın kıymetini daha annelerinin dizindeyken öğrendiğini söylüyor. “Annemin indirim günleri dışında herhangi bir şey satın alması fazla nadirdi. Üç veya dört yaşımdan itibaren kendime ait bir mevduat hesabım olduğunu hatırlarım. Bankaya gidip veznedarın önüne 35 sent uzatıp sonra hesap defterimdeki paranın 1.60 dolardan 1.95 dolara yükseltilip yükseltilmediğini denetim ettiğim günleri hiç unutmam” diyor. Sean Smith, her ne kadar kendi hayat tarzlarını finanse etmek için şirketin fonlarına el sürmeseler de şirket içinde fazla nakit akışı tutmanın gerekli olmadığına da inandıklarını söylüyor. Onun yerine her yıl prim ödemeyi ve bunu yıllara yaymayı tercih ediyorlar. Smith, “Şirketin yüzde 100’ü bana, kardeşime, ve bununla beraber hissedar olan çalışanlarımıza ait ve bu vesileyle son 14 yıl içinde kendi portföyümüzü çeşitlendirmek için şirketten yeterince sermaye çekebildik” diyor. Smith kendi kişisel finansmanlarını şirketten karşıladıklarını oysa iyice ona bağımlı olmadıklarını söyleyerek, “Eğer bu şirket yarın ortadan kayboluverse elbette sıkıntıya girerim fakat istediğim türden yaşam tarzını gerçi sürdürebilirm” diyor. Smith kendi felsefesini açıklama yapmak için bir kumar benzetmesinden faydalanıyor; “Birikmesi için şirkette nakit bırakabilirdik lakin bu Vegas’a gitmenin bir diğer türü olurdu. Eğer kardaysanız hepsiyle mi oynarsınız yoksa paranın bir kısmını cebinize mi atarsınız? Eğer masada yeterince uzun zaman oturmuşluğunuz varsa o vakit büyük bir ihtimalle kazandıklarınızın bir kısmını cebinize atmak isteyeceksinizdir” diyor. Ama bu vesileyle Smith’lerin şirketinin anapara-yoğun bir şirket olmadığına da dikkat edilmesi gerekir. Evet sıradan her ay 100 çalışana maaş ödemek ve IT yatırımlarını sürekli yapmak zorundalar; fakat öteki o kadar çok şirketin aksine ne ekipmanları ne envanterleri ne de peşin para tuzakları değil. Smith ve erkek kardeşinin nakit paraya aleyhinde olan enerjik duyguları onların geçen sene Sean Smith’in deyimiyle daha çoktan kendini amorti eden stratejik bir adımla National Preferred Provider Network isimli şirketi satın almak için gereken 25 milyon dolar tutarındaki finansmanı bulmak nedeniyle kredi piyasalarına balıklama dalmalarına engel olmamış. Smith, “Sonuçta bir şirket satın alma operasyonu gerçekleştirmiş olduk. Yalnızca herif tabanımızı genişletmekle kalmamış bununla birlikte müşterilerimize sunabileceğimiz büyük bir sözleşmeli tedarikçiler havuzuna da sahip olmuştuk. Hizmet platformumuzu olağanüstü büyütmemizin yanı sıra toplam gelirlerimizde ve EBITDA rakamlarımızda da harikulade bir büyüme yakaladık” diyor. Sean Smith, bu şirket satın alma operasyonunu GE Capital’den sağladıkları beş-takvim bono ihracıyla finanse etmeyi seçim ettiklerinden piyasaya ekstra hisse senedi sürerek öz kaynaklarını sulandırmamış olduklarını söylüyor. Smith, “Daha ilk yılın sonunda bu borcun az kalsın üçte birlik kısmını ödeyebilme başarısını gösterdik. Takvimin oldukça ilerisindeyiz” diye ekliyor. Mali disiplin Lane’e tarafından Smirh biraderlerin deneyimi bu kuralı ispatlayan bir istisna olabilir. Bu danışman “Borç sınırlarında faaliyet gösterirken hakiki bir yarış atına sahip olmanız gerekir. Borç servisini geride bırakabilmek için mucizevi yüksek bir büyüme oranına sahip bir endüstride çalışıyor olmanız ya da benzer özelliğe sahip bir şirket işletiyor olmanız şarttır. Aile şirketlerinin çoğunda ise bu özellik yoktur. Gırtlaklarına değin kaldıraç kullanmış o kadar çok aile şirketi biliyorum ancak maalesef oysa fazla azı yüksek-performanslı şirketler sınıfında” diyor. Barret bilhassa de bugünlerde ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğini söyleyerek, “Eğer bugün zora düşmüş şirketlere bir göz atarsanız bunlardan çoğunun operasyonel bazda başlarının çaresine bakabilecek durumda olmalarına rağmen, fazla yüksek derecede kaldıraç kullandıklarından, ödemeleri gereken yüksek meblağlar yüzünden zorlandıklarını görürsünüz. Artık başka gösterecek teminatları kalmadığından ya da bankaların isteksizlikleri yüzünden bu borçlarının vadelerini de her yerde uzatamıyorlar” diyor. Babasının geçen yılki şirket satın alma operasyonundan daha sonra Thompson’un zihnini kemiren de zaten bu herif bir süreklilik. Baret, “Dünyanın geri kalanı gibi biz de artık kıvranmaya başlayacağız” diyor. Laminators Inc. isimli şirketi iki ayrı piyasada etkinlik gösteriyor. Bir dağılım ağı kadar Western Hemisphere’de satılan ve genelde emlakçıların kullandığı türden plastik ve metal karışımı yapı dışı tabelaları üretiyorlar. Laminators ayrıca ticari binalardaki dekoratif duvarlarda kullanılmak üzere kompozit paneller de üretiyor. Gelirler bu iki öbür meslek kanalı arasında eşdeğer olarak dağılıyor. Ancak her iki kanalda mevcut idareli krizden etkilenmiş durumda. Thompson, “Çalışanlarımızdan bazılarını işten çıkarttık, haftalık çalışma saatlerini 32’ye çektik ve büro elemanlarının maaşlarından yüzde 10 kesinti yaptık. Natürel oysa güzel yok oysa erkenden ve dürüst bir şekilde harekete geçerseniz koskocoman bir uçuruma yuvarlanmaktan kurtulabilirsiniz” diyor. Thompson, bu şirketin yaz aylarında genelde 90 kişiyi istihdam ettiğini söylüyor. Kış aylarında ise işler yavaşlıyor ve bu firma havaların soğumasıyla rahat bir nefes alacak. Laminators geçen aylarda iki kişiyi işten çıkartarak çalışan sayısını 75’e indirmişti. Bu şirketin borçları gelecekte büyümesini engelleyebilir özellikle Thompson’un ekonominin toparlanmasıyla maksimum ümit bağladığı mahsul hatlarından bazılarının büyümesini. bu vesileyle şirket sahiplerinin kar payı dağıtma yeteneklerini kısıtlayacağına da hiç şüphe yok. Thompson, “Rasyolarımız belirtilen bir tetiklenme noktasının üzerine çıkıncaya kadar bizler şirket sahipleri olarak vergilerimizi ödeyerek bölüştürme yapmaya devam edebiliriz. Fakat bu tetiklenme noktasının üstüne çıktığımız anda banka hasılatımızın yüzde 25’ine kredinin ana para tahsilatı olarak el koyacak” diyor. Mevcut idareli şartlar yüzünden Thompson gibi o kadar çok şirket nakit-merkezli stratejilere yöneliyor. Barrett, “Ahali bundan böyle nakit paralarını muhafaza olabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Envanterlerini azaltıyor, insan sayılarını kısıyor ve kredi bulmaya çalışıyorlar. Müşteriler tarafında ise ya kredilerini keseceksiniz veya onları hayatta yakalamak için borçlarını erteleyeceksiniz. Şirket sahipleri kendi tedarikçileriyle şartları iyileştirmek için birlikte kafa patlatırken bankalarla da mali rasyolarının kendi kredi limitleri kapsamında kalabilmesi için savaş veriyorlar” diyor. Barrett çok daha sofistike bir seviyede ise “Ücret iadeleri de bir cins nakit kaynağıdır. Bu alanda oynanacak fazla yer var ve muhasebeciler bu hususları gayet iyi bilirler” diyor. Ara Sıra geveze bir endişe ve aşırı bir disiplin olarak görülse de aile şirketlerinin kumbaraya zaman zaman nakit para atmalarının belirtilmiş avantajları olduğuna hiç şüphe değil. Lane’in gözlemlerine göre “Herşeye rağmen müşterilerimin yaklaşık üçte birinin ufak tefek kredi borçları dıştan önemli bir borçları yok. Ve geceleri deliksiz bir uyku çekebiliyorlar”. Jack Mitchell, “Apaçık yeni bir gerçeklik duruyor ve bizim kendimizi ona tarafından konumlandırmamız koşul. Şirketimizi dördüncü kuşağa aktarabilmenin başka bir yolu da yok” diyor. (Uzun-vadeli kredi kullanmadan karşı taraf bir şirketi satın alabilecek veya yeni bir fabrika kurabilecek ya da mevcut bir üretim tesisini yenileyebilecek dek serbest peşin para üretebilen şirket sayısı fazla azdır.)

27 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.