Mahfi Eğilmez Borsa Gündem’e konuştu

Mahfi Eğilmez Borsa Gündem’e konuştu

SERAP SÜRMELİ – FINANSGUNDEM.COM – ÖZEL HABER

Ünlü otele, ünlü turizmciyle gündemi ve sektörü konuşmaya gittik, bir sanat erbabıyla sohbet ettik. Nişantaşı’nın göbeğinde; hem Sofa’sının hem de koleksiyonerliğinin ne dek şık ve zarif olduğunu gördük. Kaliteye şahit olduk. Bir proje adamının heyecanlarını dinledik. Bir İşletme ustasından İstanbul’u uçuracak 100 milyon turistin formülü aldık, geldik…

**

Paris yıllarında, master’ı rafa kaldırıp renklerin ustalarıyla muhabbeti koyulaştırınca resim merakı pek ağır basıyor ancak Ali Güreli’de, ‘yeni hayat’ Türkiye’ye dönüşte sanatın yolunu açıyor. Ünlü, ünsüz imzalı resimleri topluyor. Odasındaki seçme eserler, otelin sergi tadındaki salonu, görülmeye bedel. Sevgi ile hayallerin kavuşması, milenyumun başında yüreğine düşen bir sevdayı ateşliyor. Bu alev, bugün 10 yaşına basan Contemporary İstanbul’u müjdeliyor. Doğru Dersaadet’te Türkiye’nin en köklü sanat fuarlarından biri yeşeriyor. Tutku verdiği kadar düşündüren tabloların sahibi marifetli ruhları bir araya toplayan çağdaş sanat fuarı için, “Dünyanın randevulaşma noktası…” diyor. Mutlu oluyor. Yönetim Kurulu Başkanı olduğu dek fuarın aynı zamanda en iyi müşterisi ünvanını da kimseye kaptırmayan Güreli, kıtalararası tanıtım atağında hiçbir masraftan kaçınmıyor. Yeri geliyor, konukların otel paralarına değin ödüyor. Bu değin hassasken sigorta’sı pat diye atıyor. “Bakın Türkiye’de sigorta anlamında sanat eserinin değerini tespitinde ciddi sıkıntılar yaşanıyor çünkü neye tarafından belirleyeceklerini bilemiyorlar. Sigorta şirketleri bunu tahmini olarak yapıyorlar…”

**

80’lerde inşaatla başlayıp 90’larda otel işine giren ve sektöre demir atan Ali Bey, uzun yıllar Turistik Otelciler Birliği’nin sesi, nefesi olmuş. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, onun başkanlığında doğmuş. Dönüp bakınca, dev etkinliklere yüz akıyla konut sahipliği yapan mekanın varlığından kibir duyuyor. Bugünlerde ise Bodrum için telaşlı. Finans derdinde. Koşturmaktan ter içinde. Iş dünyasını ayağa kaldırmış, Güney’deki cennete dünya çapında bir Kongre ve Faaliyet Merkezi kazandırmak için çabalıyor. Güreli’nin bir adı da o kadar bilinmez, “Maketçi Ali”. Sırrı ne derseniz üniversite günlerine dönüş yerine getirmek gerekiyor. Baba mesleği mimarlığa kayıt fırsatını son anda kaçırınca İşletme Fakültesi’nin yolunu tutmuş. Ama genlerindeki ‘çizim, kesim’ yeteneğini de ihmal etmemiş. ODTÜ Mimarlık öğrencilerinin final projesi maketlerini defalarca o yapmış. Okurken çok para kazanmış, ‘Maketçi Ali’ lakabı da yanında kâr kalmış…

Gönlü gibi turizme bakışı da çok geniş Ali Bey’in. Ona tarafından Türkiye 100 milyon turisti rahatlıkla ağırlayabilir. Gösteri kısmı işlenmiş, halledilir de 100 milyon turist nerede? Ona göre çözüm 3. Havaalanı. Transit yolcuları bir gece İstanbul’da konaklatmanın çaresini arıyor. Turisti havada avlıyor! Dev duty free büyük bir silah fakat yetkisiz. THY ile turizmcilere karşılıklı harekat çağrısı yapıyor. Canlanacağı lahza şimdilik meçhul turizm adına, milyarlarca dolar kayıp gelir adına, zamanlaması fazla kritik bir akıl. Çünkü Güreli, Türkiye’den meydana çıkan Rus turistin yerini Arapların dolduracağından değişken…

**

Evet, Ali Bey varlıklı, girişimci, zeki ve güzel biri. Yani boş yere kürek çekmeyenlerden. Üretken. Yurt içinde, dışında, konut inşaatı, gayrimenkul geliştirme işleri yapıyor. Fakat iki projesi var oysa imtiyazlı. Suriye’deki büyük rüyası Osmanlı kışlaları gerçekleşmemiş, seviniyor, ‘İyi oysa olmamış’ diye dua ediyor. Vakıflar İdaresi’nden aldığı oysa satış zorunda kaldığı projeyi anlatırken ise üzülüyor. Şehvetli kasırga yaşıyor, tam ortasına düşüyorum. 11 sene imar izni için uğraşmış, olmayınca bırakmış. Onun gibi bir usta bile işin içinden çıkamıyorsa…

**

Güreli’nin tehlikesiz yatırım limanı gayrimenkul ama ya hisse, altın, dolar? New York Borsası’nı hatırlıyor, anılar tazeleniyor. Operasyon yaptığı o anlar, hisse dünyası mazide kalmış fakat o raconu kapmış. “Borsada işi biliyorsanız para kaybetmezsiniz.” Yeni stratejisi ise ‘peşin para’. Kendini servete kaptırmış biri yok oysa umulan gündem sıcak. Banknotlar da öyle yok mi?

BİR YILDIR BODRUM İÇİN ÇALIŞIYORUM

Finansgundem.com: Turizme girmeden önce ne meslek yapıyordunuz?

Ali Güreli: 80’li yılların başında Ankara’da abim ve eniştemle beraber bir inşaat işi kurduk. Onlarla beraber bir sene çalıştıktan sonra ben İstanbul’a geldim. 1983-1987’de Sabancı Grubu’nun Temsa’sın da 3 sene görev yaptım. Bu iş tek ve yegane profesyonel yaşantım oldu. O kurumsal yapıyı, kurumsal iş yapma geleneğini Temsa’da öğrendim. Bu benim için çok önemli bir deneyimdi. Şu Anda çocuklarıma da aynı şeyi söylüyorum, ‘önce diğer şirketlerde kurumsal deneyiminizi kazanın sonradan beraber çalışırız’ diye. Peşinde yeniden bir aile işi olaraktan, 1990 başında Marmara Grubu ile birlikte The Marmara’yı Akkor Grubu’ndan devraldık. Bu işle birlikte otelcilik birdenbire hayatıma girdi. The Marmara deneyimim 2002’ye kadar devam etti. 1994’ten 2001 yılına kadar da Turistik Otelciler Birliği başkanlığı yaptım. 1994 yılında Turistik Otelciler Birliği başkanıyken Türkiye Gezi Acenteleri Birliği’yle birlikte öncelikle iki taraflı bir proje gibi başlayan Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nı ortaya çıkardık. Biliyorsunuz o yıllarda kongre turizmi çok büyük bir eksiklikti ve biz bunu o yıllarda başlattık. bu vesileyle yaklaşık 1 yıldır da Bodrum Belediyesi ile birlikte, Bodrum Kongre ve Faaliyet Merkezi üzerine çalışıyorum. Türkiye’nin önde gelen işadamları ve Bodrum bölgesinde yatırımları olan işadamlarıyla finansmanını ayağa kaldırmak üzereyiz. Bodrum Bitez kavşağında 25-30 bin metrekarelik bir kongre binası olacak. Bununla şahsen çalışıyorum ve fazla önemsiyorum.

2004 yılında Nişantaşı Turizm A.Ş.’yi kurdum. 2005 yılında Sofa Otel’in yatırımına başladık ve 2006 yılında da açtık. Bu yapı Sabahtan -ATV Grubunun binasıydı ve30 yıllığına yap-işlet olarak aldık. Böyle nitelikli ve içinde sanat olan bir otel İstanbul’un ihtiyacıydı ve bizde bunu doldurduğumuzu düşünüyoruz. Benim iş yapma anlayışım adamakıllı sanata dayanıyor diyebilirim. Yani yapacağınız iş, elbette birsinin yaptığı işin güya olmamalı. Yapacağınız iş mutlaka bir ihtiyaca yanıt vermeli. Örneğin herkes otel yapıyor ama öbür yaparsan daha seçim ediliyor.

İSTANBUL DEV PROJEDEKİ DUTY FREE FIRSATINI KULLANMALI

-Türkiye’deki otel ve yatak kapasitesi mevcut turizmi karşılıyor mu? Yetkisiz ne kadar?

Ali Güreli: Türkiye’yi bir müze gibi düşünün. Burası bir sürü medeniyetin doğduğu topraklar. Bağlı fakat bunları kaliteli bir şekilde arzetmek çok manâlı. İşte konaklamasıyla, ulaşımıyla, gıda- içeceğiyle, altyapısıyla vs. Bakın Türkiye 100 milyon turisti rahatlıkla ağırlayabilir. Hazır, yolun kayda değer bölümünü kat ettik lakin daha gidecek fazla yolumuz var. Biliyorsunuz İstanbul’a 150 milyon kapasiteli bir havaalanı yapılıyor. Ve öğrendim oysa projenin içinde 60 bin metrekare bir duty free alanı yapılıyor. Bakın THY bunu keşfetti. Yani İstanbul’un dünyadaki konumundan dolayı bütün Asya İstanbul’dan sıçrayıp Avrupa ve Amerika’ya geçiyor. veya bütün tersi oluyor. İstanbul dünyanın otobüs durağı gibi oldu bir bakıma. Bu duty free, transit yolcuyla beraber Türkiye’ye bir para bırakacak. THY ve turizm sektörü birlikte hareket edip bu transit yolcuların bir gece İstanbul’da konaklama yapmasını sağlayabilirse şehre bedensel açıdan büyük katkısı olur.

-Bu noktada İstanbul nasıl ayrışıyor?

Ali Güreli: İstanbul çok özel bir büyük kasaba ve daha fazla yatak kapasitesine ihtiyacı var. Lakin bunun planlı şekilde yürütülmemesi önemli bir sorun. Birdenbire büyük bir talep geliyor, herkes otel yapmaya başlıyor. Fakat bu Büyükşehir Belediyesi’nin ve yerel yönetimlerin birlikte oturup düşünüp karar vermeleri gereken bir plan. Lakin bu plan apaçık yok. Çünkü cümbür cemaat otel yapıyor ve birbirini taklit ediyor. Fakat biz Sofa’yı kendi içinde özel ve tekil bir ürün olarak çıkarttık onun için de rakip tanımıyoruz.

-Rus turistin Türkiye’den çıkmasıyla ortaya meydana çıkan boşluğu körfez ülkesi vatandaşları doldurur mu?

Ali Güreli: Kuşkusuz açığı kapatmaz. bir kere Arap turist güneye gitmiyor. İstanbul ve Karadeniz’i seçim ediyor çünkü Arap turist daha tutucu ve geleneksel.

SURİYE’DEKİ PROJEMİZ İYİ FAKAT OLMAMIŞ!

-Şam Holding’le işbirliğiniz vardı ve Suriye’de Osmanlı ordu kışlalarını otel yapmayı hedefliyordunuz? Proje ne aşamada?

Ali Güreli: Maalesef olmadı. Şu anki jeopolitik gerginliği düşününce iyi ancak de olmamış. Bakın bizim Suriye’ye ilgi gösterdiğimiz dönem Suriye ile Türkiye’nin bir birine aşık bir olduğu dönemdi. Biliyorsunuz Halep sınırımıza yarım saat ve fazla hoş bir kent. Fakat şu anda aynı şeyi söylemek muhtemel değil. Şam Holding de o zamanlarda Suriye’nin en güçlü şirketlerindendi. Hemen faaliyette değil sanırım. Eğer gerçekleşseydi muhteşem bir proje olacaktı. Lakin dediğim gibi şans olmadı.

-Ufukta diğer otel yatırımları var mı?

Ali Güreli: Üzerinde uzun zaman çalıştığımız fakat bu sıralar dondurduğumuz aynı Sofa gibi Divan Oteli’nin orada Osmanlıdan gelen Arif Paşa binası vardı. Mal sahipleriyle iyi bir şekilde bir yere dek gelmiştik lakin bu içine girdiğimiz etraf bizi durdurdu. Şimdi yatırım ortamı değil çünkü.

Biliyorsunuz 2018 yılında üçüncü havalimanının açılışı var fakat onun bir nefes alması 2020 senesini bulur. Oralarda 2018 yılında bir otel açacak şekilde bir tasarlama içine gireriz büyük olanak.

-Otel açık havada başka yatırımlarınız var mı?

Ali Güreli: Çoğunlukla gayrimenkul alanında yatırımlarım oluyor. Zaten bu otel ve gayrimenkul yatırımlarımız olmazsa bu sanat tarafını götüremeyiz. Yatırımlardan şiddet alıp sanat tarafında cesaretleniyoruz. Bodrum’da arazisi kendimizin olduğu, 20 evden oluşan kaliteli bir konut projemiz var. Tekrar onun devamı olan diğer bir proje olacak. Bunların dışında İstanbul Vakıflar İdaresi’nden aldığımız bir proje vardı. İnanır mısınız imar iznini elde etmek tam 11 sene sürdü. Sonradan da iyi bir teklif gelince 1-2 hafta önce sattım. Berlin’de yerleşik olan bir Türk ortağım var ve onunla beraber gayrimenkul geliştirme işine başlıyoruz.

-Tasarruflarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Altın, borsa, döviz…

Ali Güreli: Borsaya hiç uğramam. Ama bir zamanlar uğramıştım onun için uğramam. Hatta bir defa New York Borsası’nda bile operasyon yapmıştım. Borsa da işi biliyorsanız para kaybetmezsiniz. Ama ben bugünlerde biraz nakit tutmaktan yanayım.

İŞTE ‘MAKETÇİ ALİ’NİN SIRRI

Azıcık da “Maketçi Ali”’den bahseder misiniz?

Ali Güreli: Bakın benim rahmetli babam Türkiye’nin ilk mimarlarındandı ve benimde mimar olacağım belirli diye bakılıyordu. O zamanlar OTDÜ Mimarlık’ta 2 tane imtihan vardı. Genel sınav ve mimari kabiliyet. Hemen genel sınavda puan aldım fakat yetenekte yerine geçen kimse bir oldum. Yani bir kişi kaydını yaptırmazsa ben mimarlığa gireceğim. Ama maalesef cümbür cemaat kaydını yaptırdı ve ben giremedim. İkinci tercihim işletmeydi ve bende işletme okudum. Ama o mimarlık tutkusu her zaman devam etti. O zaman Türkiye’nin bir numaralı maketçisi Selahattin Ressam vardı. Olağanüstü bir adamdı. Bir atölyesi vardı, 15 birey falan çalışıyordu. Sabahlara dek maket yapıyorlardı. Ben de orada bir sene kadar çalıştım ve maketçiliği fazla güzel öğrendim. Sahiden mimarlığı da öğrendim diyebilirim. Sonrasında da OTDÜ Mimarlık’ta temel tasarım derslerine gider oldum. Lakin bu vesileyle işletmeyi de sevmeye başladım , orayı da ele vermek istemiyorum, neyse, OTDÜ Mimarlık’ta okuyan ve halen görüştüğüm 4 tane en yakın arkadaşlarımdan üçünün her final projesinde maketlerini ben yaptım. Bu tecrübe bana öğrencilik döneminde çok önemli para kazandırdı diyebilirim. “Maketçi Ali” lakabı da o zamanlardan kaldı

PARİS BENİ SANATLA TANIŞTIRDI

-Sanata dönelim, Contemporary İstanbul fikri nasıl doğdu?

Ali Güreli: Ben 1979 OTDÜ İşletme Bölümü mezunuyum. Master için Paris’e gittim, 2 sene kaldım. Tabi Paris böylece güzeldi ancak masteri boş verdik. Çoğu ünlü Türk sanatçıyla birlikte aynı binada oturuyordum. Onlarla beraber sergi açılışları, galeri gezmeleri derken sanat kanıma girdi. Türkiye’ye dönünce meslek hayatına girdim ve minik küçük sanat eserleri almaya başladım. Ve ilk aldıklarım da Paris’te tanıdığım usta arkadaşlarımın eserleri oldu.

Contemporary İstanbul’u ilk 2000’li yılların başında düşünmeye başladım, ‘Neden Türkiye’de bir sanat fuarı yok?’ diye. Daha Sonra İstanbul’da böyle bir platform oluşturma kararı verdik. Türk sanatçılarla tanıdık olmayan sanatçıları, galerilerle galeriler aralarında bir etkileşim sağlamak için. Bu sanat fuarı gerçekte dünyanın randevulaşma noktası. Ve bir de buluşmaktan da çok keyif aldığı bir fuar. Contemporary macerası böyle başladı.

VERGI İNDİRİLSİN, KOLEKSİYONERLER İSTANBUL’A GELSİN

-Contemporary İstanbul 10. yılını doldurdu. Yeni hedefler neler?

Ali Güreli: Contemporary İstanbul 10. yılını bitirdi. Şimdi ilk 10 yıldan sonradan ikinci 10 yılda diğer başka hedefler var. Bunlardan birincisi sanatçıya olanak verme ve sanatçının becerikli tarafını ortaya koyacağı imkanların verilmesi. Bunu devletin ve lokal yönetimlerin sağlaması lüzumlu fakat sanatçıya karışmadan. Sanat üretildikten sonra sanatın el değiştirilmesinin kolaylaştırılması lüzumlu. Yani sanat üretilecek lakin üretilen satılamazsa o artist neyle yaşayacak. Türkiye’deki kurumsal koleksiyonerlik yapısının özendirme edilmesi lüzumlu. Doğrusu bir teşvik beklenmiyor. Yalnızca önündeki engeller kaldırılmalı. Bakın bir kurum sanata para yatırdığı zaman bunu defterlerine kaydedemiyor ve envanterine koyamıyor. O süre niye yatırım yapsın. Yüzde 18 KDV’nin olduğu, kurumsal anlamda yatırımın yapılamadığı bir ortamda sanatın el değiştirmesi çok zor. Biz Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara da görüşmeler yaptık, derdimizi anlattık. Önümüzdeki günlerde de Maliye Bakanı ile mülâkat talep ettik. Bakın biz bir şey istemiyoruz, bir şey veriyoruz. Neyi veriyoruz? Bir, fazla eksik vergilendirebildiği bir sektörü daha artı vergilendirmenin yolu vergiyi çökertmek. O süre cümbür cemaat isteyerek ödenti verir. İki, Contemporary İstanbul sanat fuarı esnasında sadece o bir haftada verginin daha da indirilmesi. Bu neyi getiri biliyor musunuz? Bir koleksiyoner dünyadan gelen galerilerin işlerini gelir burada alır. Gidip Londra ve New York’ta almaz. Burada vergiyi 5’mi yaptın (fuar boyunca) dünyadan bir sürü koleksiyoner gelir, buradan alır. İşte biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni bir pazar. Bunu Brezilya iki yıl defalarca yaptı ve fazla da başarılı oldu.

TÜRKİYE’DE SANAT ESERI SİGORTACILIĞINDA SIKINTI VAR

-Eserlerin güvenliğini nasıl sağlıyorsunuz? Sigortanın bu emniyet içindeki yeri nedir?

Ali Güreli: bir kere mekan yöneticisi ve yatırımcısıyla bir sözleşme yapıyoruz. Bunlar Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi. Bu yaptığımız kontratlarda onların bize sağladığı bir mekan sigortası var. Biz de bunun üzerine ‘üçüncü şahıs parasal mesuliyet sigortası’ yapıyoruz. Yani bu fuara gelen bütün ziyaretçilerin sigortalanması çağırmak. Eser sigortasını da galeri kontratlarına koyuyoruz. Diyoruz ki bu sizin sorumluluğunuzda. Yani tüm eserlerin sigortası o sergiyi getiren galeriye ait. Örneğin geçen yıl bir İran sanatı koleksiyonunu Kanada’dan getirttik. İstanbul’a kadar geliş sigortası getiren vakfa aitti. İstanbul’a gelince de ayrıca biz sigorta yaptırdık. Değerini bize onlar ifade ettiler. Yanılmıyorsam 5 milyon dolar değerindeydi fakat yalnızca görünmek amaçlıydı. Biz bunu Ak Sigorta’yla yaptık. Bunun gibi özel koleksiyonlarda tamamen müşterek anlaşmaya emrindeki. Bakın Türkiye’de sigorta anlamında sanat eserinin değerini tespitinde ciddi sıkıntılar var. Çünkü neye kadar belirleyeceklerini bilemiyorlar. Onun için sigorta şirketleri bunu tahmini olarak yapıyorlar. Lakin tarafların kabulüyle sıradan bir değerinde biçiliyor.

-Ailenizden yardım alıyor musunuz?

Ali Güreli: Aslında ailem güya beline kadar bu işin içinde. bir kere eşim Rabia Güreli benim sağ kolum ve Contemporary İstanbul’un direği diyebilirim. Kızım Koza, çocukluğundan beri ilgiliydi ve 3 aydır da profesyonel olarak Contemporary İstanbul’un içinde çalışıyor. Oğlum Batu, New York’ta yaşıyor, annesinin ailesinin işiyle ilgili The Marmara’nın oradaki otelleri ve gayrimenkullerine yönelik çalışmaya başladı. Küçük oğlum Yunus Ege 14 yaşında ve az daha sanatın içinde doğdu. Onun için cümbür cemaat işin içinde. Idare Heyeti Başkanlığını bırakmadan işleri birazcık hafifletip onlara öyle bırakmak istiyorum.

Yorum Ekle

%d blogcu bunu beğendi: