Kanser neden meydana gelir ?

  Sağlık ve Yaşam    26 Mart 2019
Yorum Yok

Kanser neden meydana gelir ?

Kanserlerin büyük bölümü or­taya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoru­nun) bir kütle veya olağandışı görü­nümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Eksik, fakat giderek artan sayı­da kanser, herhangi bir aykırılık olduğunu fark etmeyen, görünüşe göre dinç kişilerde yapılan testlerle be­lirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.

BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece değersiz hastalıklarda da çok sık or­taya çıkar. böylece bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.
Hasta doktora gitse bile, dokto­ru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın demin gerek­siz olduğunu düşünebilir.

Fiilen bu bir çıkmazdır. Kanser­den kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü bulgu için fazla kapsamlı ve ivedi testler yapılması, sağlık durumu kaynak­larının çabucak tükenmesine yol açaca­ğı gibi, öyle çok hastada gereksiz kaygıya da niçin olacaktır.
İnatçı belirtiler ya da emin bir takım belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bir Takım belirtiler ise doğrudan önemli bir olasılığı akla getirdiklerinden, he­men daha detaylı testlere başla­nır.
Bir kanserin varlığına dikkat çekici ede­bilecek belirtiler arasında şunlar var­dır.

İnatçı ve açıklanamayan
•Öksürük
•Solunum Yetmezliği
•Seste kalınlaşma
•Yutma güçlüğü
•Sancı
•Sindirim Güçlüğü
•Kilo kaybı
•Barsak alışkanlıklarında değişim
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akış
•Alev
•Her türlü olağandışı kanama
•Öksürükle kan gelmesi
•Rektal kanama
•Âdetler arası vajinal kanama
•Cinsel birleşme sırasında kanama
•Menopoz sonrası vajinal kanama
•İdrarda kan
•Derideki benlerde kanama

Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler anında doktora başvurmalıdır. Bu nesil bulgu­lerle doktora başvuran şahısların bü­önem çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken teşhis çok önemlidir.

Kütleler ve şişlikler
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, an­cak az bir kısmı hekim muayenesin­de saptanabilir; hastaların kendile­rinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte alt­dan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organ­larda ortaya meydana çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kan­serlerinin birçok da önce doktor tara­fından değil, hasta kadar ayrım edilmektedir.

Aslına bakılırsa, kütlelerin veya derideki inatçı değişikliklerin fakat eksik bir kısmı kanser çıkar. Ancak me­me, testis veya diğer bir bölgede şişkinlik veya artan bir şekilde kötüleşen ve ne­deni açıklanamayan bir ülser veya ‘leke’ (özellikle cilt benlerinin görü­nümündeki değişim) ayrım ederse­niz, hemencecik doktora başvurmalısınız.

Kanser İçin Tarama Testleri
Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bir takım manâlı kanser türlerine emrindeki ölümleri azaltabilir. Ama tarama testlerinin de kendile­rine özgü sorunları vardır. Test sıra­sında bir kuralsızlık saptanırsa (sonra çoğunlukla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka böylece çok testten geçer ve boşu boşuna yoğun kaygı yaşar.
Tarama testlerinde kimi süre fazla yavaş çoğalan kanserler veya fark edilmese bile herhangi bir soru­na yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucun­da bazı kişilere gerçekten gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama test­leri pahalıdır: erken tanının çare­nin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir ayrım yarattığı bir kan­ser vakasının saptanması için genel­likle fazla sayıda kişinin taranması ge­rekir.

Meme Kanseri Taraması
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşı­na değin her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.
Röntgen filmlerinde saptanan anor­malliklerin büyük kısmı kanserli ol­masa da, bazılarında ilave testler öne­rilmekte ve kimi süre mikroskobik tahlil için dokudan ufak bir tutam alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genel olarak küçüktür ve ta­rama testinin şifa olasılığını kayda değer ölçüde artırdığı belirlenmiştir.

Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan faal olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleş­meye girmemiş kadınlarda bu kan­ser fazla enderdir). Sürüntü testi sıra­sında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı bahşedilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde olabilmek için, tahtadan üretilmiş bir spatula kulla­nılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir tutam cam üzerine yayı­lır ve mikroskop aşağı incelenir. Iş­lem bir tedarik rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu deneme kolayca çare edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca en ince ayrıntısına kadar iyileşme oranının çok önem­sek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.

Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin birçok minik öbür­liklerdir ve ek araştırma gerektir­mez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir sü­re her tarafında daha sık yapılması gere­kir. Fakat, bir takım anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir çözümleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyütücü kullanılarak ra­him boynu ışık aşağıda incelenir. Olağandışı bölgelerden minik örnek­ler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu meslek­lem biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve sadece 10 dakika ka­sıcacık sürer.

Kansere dönüşme potansiyeli ta­şıyan alanlar saptandığında, burada­ki hücreleri öldürmek için ek çare önerilir. Bu amaçla kullanılabilen te­daviler aralarında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle uçup gitme’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak olağandışı hücreler yakılır), kriyoterapi (olağandışı hücreler ucu soğutulmuş bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hüc­reler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.

Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir olağandışı­lik olabileceğini düşündüren bulgu­lar elde edilir ve genel uyuşma al­tında ‘koni biyopsi’ yapılması gere­kebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabi­lir, oysa kimi zaman oluşumun da­ha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha detaylı çare gerekir.

Fazla az sayıda kadın serviks kan­serinden ölmektedir ve bunların ne­redeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.

Öteki kanserlere karşın tarama testleri
Son dönemdeki araştırmalarda, bar­sak tümörlerini erken evrede sapta­alt tarama testlerinin barsak kanseri­ne bağlı ölümleri azaltabileceği gös­terilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek değin küçük miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu nesil kanamalar genel olarak kanser dışın­daki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi veya baryumlu grafi ile gerçekleştirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) az önce belirtilere yol açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda dar kan’ testi daha da yay­gınlaşacak gibi görünmektedir.

Prostat kanseri taraması, bu kan­serler göre çoğunlukla üretilen bir kimyasal maddenin (‘prostata özgü antijen’ veya PSA) kandaki düzeyle­rinin ölçülmesi, fizik tetkik ve ultrason görüntülemesiyle yapılabi­lir. Tarama esnasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi vakit tarama patavatsız te­daviye de yol açabilir. Başka neden­lerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük kanserler sap­tanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin ço­ğu yavaş büyür ve çare edilmedi­ğinde hastanın geri kalan yaşamı her tarafında soruna yol açma olasılığı azdır. gerçi son dönemdeki araş­tırmalar, taramanın prostat kanseri­ne ast ölümleri azaltabildiğini dü­şündürmektedir.

Ahenkli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akci­ğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başla­yarak fena olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek usul sigaranın bı­rakılmasıdır.

Ailelerde Kanser
Kuramsal olarak kansere karşı yine­tik bir yatkınlık taşıdığı aşina (veya bu nesil bir risk taşıma olasılığı bulu­nan) şahısların tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Oysa kan­serlerin %10′dan azı kalıtımsal ne­denlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve benzer aileden iki veya daha pozitif kişiyi etkilediğinde, bu­nun yalnızca şansa yan olma mümkün­lığı yüksektir. Kimi süre kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.

İki ya da daha artı yakın akraba­da (anne babalar, kız ya da erkek kar­deşler) aynı kanser türü ya da ara sıra genetik bağlantısı olabilen öbür kan­ser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtım­sal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift çevrili (örn. her iki memede) veya çoğul ot gibi yaşama eğilimi bulunur.

Ailede kuvvetli bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında genetik gen anormallikleri saptanabilir. Lahza­cak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte taraftan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belirli bir ev­rede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artıra­bilir. Kimi vakit bir ailenin iki ya da daha pozitif üyesinde herhangi bir özel kalıtımsal aykırılık saptanamasa bile benzer kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde fazla yüksek düzeyde olmasa da kan­ser riski artabilir.

Ender görülen çeşitli kanser nesil­lerine karşı yatkınlık kalıtım aracılığıyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hor­mon üreten öteki bezlerdeki bir takım kanserler). Daha yaygın kanser türle­ri dikkate alındığında zaman zaman genetik yolla geçen tiplerin kalın barsak kanserleri (sütun ve rek­tum), meme kanseri ve över (yu­murtalık) kanseri olduğu görülmek­tedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uğramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalı­tımsal popiloz-dışı kolorektal kan­ser” (HNPCC) geninin genetik yoluy­la geçmesi sonucunda ailelerde gö­rülür. Etkilenen kişilerin barsakların-da genç yaşta fazla sayıda iyi huylu polip gelişir ve bunların az daha tamamı sonra kansere dönü­şür.

Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. Şim­diye dek iki kayda değer meme kanseri geni keşfedilmiştir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 veya BRCA-2 geni ta­şıyan kadınlarda, yaşamlarının her­hangi bir döneminde meme kanseri gelişme riski takriben %85 düzeyin­dedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de ar­tırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoğunda kalı­tımsal BRCA-1 veya BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski birazcık artsa da, genelde tehlike düzeyi fazla daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde me­me kanseri olanlarda %30′un altın­da).
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde çoğalma olduğundan kaygıla­nıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Şayet de doktorunuz tehlike artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabi­lecek bir uzmanla görüşmenizi sağ­layabilir. Bir ihtimal da, riskteki fazla­şın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.

Bazen bir kan örneğinin son de­rece kompleks analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştır­mak yerinde olabilir. Ancak bu, kuş­kuları olan kişinin testin mümkün netice­larını bütün boyutlarıyla kavramasını sağlayan fazla detaylı bir tartışmadan daha sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar aralarında, kansere meyilli kılan bir gen saptan­dığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını mahsus yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, öteki aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uy­gunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.

Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve tercihlerine göre bü­tartı ölçüde değişken. Genetik barsak kanseri riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaş­larda hastalığın gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alın­ması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve bu vesile ile bir “stoma” (ağız) açtırmak gerekmeyebilir .

Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu çare konusundaki seçim bu denli basit değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki me­menin alınmasını seçim eder (bu meslek­leme bilateral mastektomi denir); ama, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski manâlı ölçüde azaltsa da, bü­tünüyle ortadan kaldırmaz. Mastek­tomi ardından az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise uyum­li bilirkişi muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bu­lundurulmayı içeren bir programı seçer.

Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem nedeniyle her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartıl­ması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); oysa bu işlemin de hasta­lık riskini adamakıllı ortadan kaldır­maması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede devretmek nedeniyle ultrason görün­tülemesi ve yumurtalık kanseri tara­fından üretilen bir ot gibi yaşama göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.

TlBBİ DEĞERLENDIRME
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz mu­ayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa veya bir tarama testinde kuşkulu sonuçlara ulaşıldıysa, ko­şullara kadar daha ileri test ve araş­tırmalar gerekebilir. Bu araştırma­lardan bazıları doktorunuz tarafın­dan yaptırılabilir, ancak araştırma­nın açıklanmış bir aşamasında görünüm al­mak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Ge­rekli testler kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.

Randevu tarihini, diğer araştır­malar yapılmasını ve bunların so­nuçlarını ummak gerçekte vesvese verici olsa da, bu aşamada pek fazla kişi ve kuruluştan takviye alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Faydalı ad­resler”, s. 90).

KLİNİK DEĞERLENDIRME
Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genel olarak bir poliklinikte bilirkişi muayenesidir; bu muayene esnasında belirtiler hakkın­da daha ayrıntılı (örn. süresi, şidde­ti) sorular sorulur. Ayrıca genel sağ­lık durumunuz hakkında ve geçirdi­ğiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki şartlar gibi ilgili başka konular hakkında da sorular sorula­bilir. Hikaye alma tamamlandıktan daha sonra, daha genel bir muayene ya­nında kaygı nedeni olan bölgeniz üstünde odaklanan bir ceset mu­ayenesi yapılabilir.

Bu değerlendirmeler tekrar tekrar tanıya ulaşılmasını sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belir­li özelliklere sahip kütle vs. gibi bul­gular kanser kuşkusunu güçlendire­bilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; ör­neğin gırtlak laringoskopi ile, rek­tum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleştiri­len bir spekulum yoluyla görün­tülenebilir.

İLERİ ARAŞTIRMALAR
Biyopsi

Bazı kütlelerin görünüş ya da sert­likleri kanserli olabileceklerini dü­şündürebilir, oysa emin tanı genel­likle yalnızca bir patolog göre konulur; patologlar gözenekli olan ve doku­ları mikroskopla inceleyerek layık­lendiren uzmanlardır. Patolog, kan­serin varlığını kesinleştiren ayırt edici görünüş değişikliklerini sap­tar.

Teşhis nedeniyle vücuttan bir tutam dokunun çıkartılması “biyopsi” ola­rak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon bi­yopsisi) yöresel ya da genel anes­tezi aşağı çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iğne düzeneği kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereğini ortadan kaldırır.

Bir diğer seçenek da, bir şırınga­ya tutturulmuş ince bir iğne aracılı­ğıyla olağandışı dokudaki hücrelerin enjektör içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon bi­yopsisi adı verilen bu operasyon yalnızca fazla kısa bir vakit için rahatsızlığa yol açar. Peşinde hücreler bir sırça la­mın üstüne yayılır. Mikroskobik in­celeme için doku örneği almanın di­ğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini kazı­mak ya da akciğerleri çevreleyen sı­vı (plevral akıtma) veya balgam gi­bi doku sıvılarından ya da idrardan misal almaktır.

Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden geçirilmiş fazla ince kesitlerin mikroskobik incelemesine dokubilim adı verilirken, hücresel sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji den­mektedir. tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca gö­rünümlerinin yok, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelen­mesine ihtimal tanıyan histoloji, pa­tologa daha fazla veri sağlayabilir.

Sitoloji, bir bir hücrelerin görü­nümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az veri sağlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diğer yönü, anormal bir do­kudan ince iğne aspirasyonuyla alı­nan hücrelerin kimi süre dokunun bütününü temsilcilik etmemesidir; do­kuda doğrusu kanserli hücreli bulun­sa bile, iğne ile hiçbir kanserli hücreli alınamayabilir. “Yanlış olumsuz ola­rak adlandırılan bu sonuçla karşılaş­ma riski histolojide çoğunlukla dü­şüktür. öte taraftan, sitolojide pozi­tif sonuç alınması, daha ileri işlemler için genelde yeterlidir. Böylece çok kanser türünde bu operasyon kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece his­tolojik analiz için doku elde edil­miş olacaktır.

Tanıyı kesinleştirmek için doku­nun mikroskobik olarak incelenmesi

yanında, hastalığın yaygınlığını de­ğerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. Mesela boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hüc­resi olup olmadığını vermek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çün­kü kemik iliğinde lenfoma olup ol­maması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bir takım kadınlarda, koltukaltındaki manâlı bir lenf düğü­mü de (bekçi düğüm biyopsisi) alına­bilir; lenf düğümünün yeri, ilk tü­mörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilme­siyle titiz bir biçimde belirlenir. Birin­cil tümörü drene eden (lenf dolaşımı­nı toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki di­ğer lenf düğümleri de büyük ihtimal­la temizdir ve hastada daha diğer bir ameliyattan kaçınılmalıdır.

“-oskopi” ile sona eren laf­cükler
Oskopi sözcüğü görmek anlamına kazanç (Yunanca’da skopein bakmak demektir). Kanserlerin birçok gırtlak (larinks), akciğerlerdeki hava geçit­leri (bronşlar), yemek yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (sütun ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp veya kesele­rin iç yüzeylerindeki örtülerden kö­ken alır. Değişik aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuşkulu alanlarda biyopsi yapıl­ması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik tahlil teknikleri­ne verilen adlar şöyledir:

•laringoskopi: gırtlak
•bronkoskopi: akciğerler
•gastroskopi: mide
•kolonoskopi: barsaklar
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum
•sistoskopi: mesane

Öteki teknikler aralarında şunlar vardır:
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse değin uzanan bölgedeki hava geçitleri
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını iyi anlamak amacıyla göğüs kemiğinin veya sternumun arkasındaki dokular
•kolposkopi: serviks veya rahim boynu
•laparoskopi: karın boşluğu

Bu işlemlerin bazıları için hasta­nın yatırılması gerekmez, bazıların­da sedasyon (rahatlatıcı) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kulla­nılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücu­dun incelenecek bölgesine doğal bir açıklıktan veya ufak bir keşiden dikkatle sokulan elastik bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağla­yan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Ara Sıra genel anestezi altında dokto­run kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu ne­denle genel uyuşma aşağı incele­me oldukça sık başvurulan bir işlem­dir.

Kan testleri
Akyuvarların fena huylu (habis) has­talıkları (lösemi) ya da kanda ölçüle­bilen ‘bitki örtüsü göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten eksik sayıdaki birkaç kanser türü (bir takım prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genel olarak tanı konusunda fazla yardımcı bilgiler sağla­maz.

gerçi, kan testleri vücudunu­zun genel sağlık hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kan­serin kemik veya karaciğer gibi baş­ka organlara yayıldığını gösterebilir;
bu, ‘enzim’ adı bahşedilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı sebebiyle yükselmesiyle kavranabilir.

Ancak bu testlerde hiç kusur payı olmadığı söylenemez; çoğunlukla kanserin yayılması dışarıda bir takım diğer nedenler de bu cins anormalliklere yol açabilir.

Röntgen filmleri ve taramalar
Kanserin birincil belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla batmış olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) veya barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.

Mamogram, memenin iki düz yüzey aralarında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanser­leri röntgen filmlerinde hemen gö­rülebilen işaretlerin, bilhassa kan­serli doku içerisindeki ufak kalsi­yum birikimlerinin neden olduğu minik ve beyaz renkli beneklerin oluşmasına yol açabilir.

Baryum yutulduğunda veya bir tüp yoluyla rektumdan içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) rönt­gen altında yoğun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıka­rır. Sıradan koşullarda iç yüzey düz­günken, kanser düzensiz veya içeri­ye içten kabarık görünmesine yol açabilir.

Bazen röntgen veya taramada beyaz renkte görünen başka ‘badana’ veya ‘kontrast maddeleri’ bir top­lardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Bahşedilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böb­rek ve mesanede yapılan X ışınlı gö­rüntülemelerde (intravenöz ürogram 1VU ya da piyelogram 1VP) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduğunu düşündürür.

Kansere teşhis konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda farzedilen değişik tarama testlerinin birinden geçme­niz gerekebilir. Bilgisayarlı tomog­rafi (BT) ve manyetik rezonans gö­rüntülemesi (MR) sırasında, hasta­nın genellikle büyük ve daire şeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bü­tün bunlar size açıklanacaktır. Gü­nümüzde BT görüntülemesi genellikle fazla kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi birazcık daha uzun (takriben 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araştırılan bölgenin kesitler veya dilimler ha­linde son derece etkileyici resimle­rini oluşturabilir ve kolay röntgenler­le karşılaştırıldığında kütleleri fazla daha açık biçimde gösterir. Tümö­rün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini karşılayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi veya damar içine enjekte edilmesi gere­kebilir.

Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun incele­nen kısmınının derisi üstünde hare­ket ettirilir; kimi süre prob rektu­ma, vajinaya ya da özofagusa yerleş­tirilerek de kullanılabilir. İç dokular­dan yansıyan fazla yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.

İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin en­jekte edilmesi veya ağız aracılığıyla alınmasından sonradan yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası tara­fından saptanması işlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleştirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım siste­mi yoluyla vücudun değişik böl­gelerine taşınır ve kemiğin, vücu­dun diğer bir yerinden yayılan tü­mörün yol açmış olabileceği herhan­gi bir hasarın iyileştirilmesi için çaba belirten bölgelerinde ‘yoğunlaşır’ ya da yerleşir. Bu bölgelerde izotop yoğunluğunun yüksek olması, iske­letin gamma kamerasıyla alınan re­simlerinde “sıcak noktalar” (faal noktalar) olarak görülmesine yol açar. Fakat kimi vakit düşüncesini açıklamak baskı olabilir ve bu nesil sıcak böl­geler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. eskime ve yıp­ranma) görülebilir.

Kanserli hastaların değerlendiril­mesinde bir başka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon to­mografisinin (PET) değeri gitgide artarak daha pozitif kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diğer tekniklerin görüntüleyemediği tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşı­mına enjekte edilen özel bir takım şeker­lerin kanser hücreleri göre nor­mal hücrelere kadar fazla daha ivedi alınması ya da emilmesi eğilimine dayanmaktadır. Şeker moleküllerine tutturulmuş olan radyoaktif işaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı sağlar.

Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan veya kanser ta­nısı konulan kişilerin ilk değerlendi­rilmesinde olduğu kadar, geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden kaynakla­nabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin tekrar tekrar dürüst so­nuç verdikleri düşünülmemelidir; en aklıselim görüntüleme teknikleri bile fazla küçük kanserleri saptamakta ye­tersiz kalabilir ve çoğunlukla, sonra iyi kalpli olduğu görünen o ki bazı kuş­kulu anormallikleri gösterir.

Tümörlerin evrelendirilmesi
Biyopside kanser tanısı kesinleştirildikten daha sonra genellikle kanserin ‘konut­resi’ saptanır. Evrelendirme işlemin­de kanserin boyutları belirlenir ve bi­tişik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine veya kan dolaşımı aracılığıyla daha uzaktan bölgelere ya­yılıp yayılmadığı değerlendirilir.

Öbür evreleme sistemleri var­dır fakat bunlar arasında en sık kul­lanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf dü­ğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzaktan bölgelere yayılımı (metas­taz) gösterir. Her harf için bir rakam belirlenir. Örneğin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerin­den bazılarını etkilemiş bulunan, oysa daha uzaktan yayılma belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, ilk tümörün boyutlarının 2-5 cm ara­sında olduğunu gösterir. Nl ise kol­tuk aşağıda hastalıktan etkilenen lahza­cak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini muhabere eder. MO, sapta­nabilir uzakta metastaz olmadığı anla­mına gelir.

Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, çare konu­sunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.

25 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.