Blog

Hazineciler kendilerini zor tutuyorlar

  Blog    16 Ocak 2019
Yorum Yok

Hazineciler kendilerini zor tutuyorlar
HAZİNECİLER KENDİLERİNİ ZOR TUTUYORLAR Charlie Corbett / The banker (Ekonomist Dergisi) ÇOK ESKIDEN AERODİNAMİK anlamda eşek arılarının uçamaması gerektiği söylenirdi ama bu gerçekte habersiz olan eşek arıları uçmalarına devam ettiler. Global ekonomik kriz sırasında kurumsal sektörde de eşek arılarınınkine benzeşen birşeyler yaşandı. 2009’un başlarında krizin yükseklik yapmasıyla kredi akışının donduğu ve borçlanma maliyetlerinin büyük bir çabuk arttığı bir ortamda, fiilen burunlarını bile kaldıramamaları gereken şirketler, daha da yüksekten uçmaya devam etme başarısını gösterebildiler. Geleneksel banka fonlamalarının her türünün ortadan kaybolduğu bu şartlarda hayatta kalmak isteyen şirketler alternatif finans kaynaklarına yönelmeye zorlanmıştı. Büyük şirketler milletlerarası bono ve sermaye payı piyasalarından faydalanırken, ufak şirketler ise bünyelerinde en çok gereksinim duyacakları anlar için sakladıkları likidite çıkınlarını açmışlardı. 2009’da Hazineciler’in mantrası aniden etkili etkinlik sermayesi yönetimi oluvermişti. Son iki yılda hızlanarak büyüyen iflas vakalarının sayısına rağmen bu eşek arısı mantığı tamamen çok sayıda şirketin 2010’u yenilenmiş bir iyimserlikle karşılayabileceği gözlemleniyor. Geçen yılın sonlarında Kopenhag’da gerçekleştirilen yıllık Eurofinance konferansına katılan bin 600 Avrupalı kurumsal Hazineci’yle yapılan anketin sonuçları, yüzde 64’ünün 2010 yılının bir boğa piyasası biçiminde geçeceğini düşündüklerini gösteriyor. (aşağıdaki kutucuğa bakın). Hazineciler bundan böyle üst yönetimin yeni sevgilileri haline gelmiş durumdalar ve CEO’lar ile CFO’lar onlara eskiden hiç olmadığı dek büyük bir çoğunlukla danışıyorlar. Gerçekte şirketlerdeki Define departmanlarına biçilen bu yeni rol değişikliği, yaşanan son hesaplı krizin bir ürünü. Avrupa Kurumsal Hazineciler Derneği Başkanı Richard Raeburn, daha da ileriye giderek resesyonun bu iş açısından ve özellikle de “muhalif riski”nin farkındalığının artmasından dolayı “harikalar” yarattığına uyarı çekiyor. “Derhal fazla minik şirketler bile banka ilişkilerini nasıl yönetecekleri ve bankalar nezdindeki tehlike pozisyonları anlamında daha artı göz önünde bulundurmak zorundalar” diyor. Bugün karşı taraf riski, bilhassa bankacılık ortaklarının iflası durumunda, Hazineciler’in öncelikler sıralamasının en tepesine kurulmuş durumda. YEPYENİ BİR DÜNYA Blackberry cihazlarının üreticisi Research in Motion’da (RIM) üstteki düzey kurumsal Define direktörü olan Tim Martin’e tarafından, bu ekonomik kriz yüzünden bir şirketin arz zincirlerinin tamamında yepyeni bir dünya yaratıldı. Martin, “Bundan Böyle yalnızca derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlara bel bağlayamazsınız. Özellikle da meslek, bankaların değerlendirilmesine geldiğinde başka türden kredi bilgileri arayışına girmemiz gerekir” diyor. Şirketler bugün kendi kredi itibarlarını gözetmek için bankaların kredi temerrüt swap oranlarına, sermaye payı fiyatlarına ve hatta Tier 1 sermaye rasyolarına bile hiç olmadığı kadar özenle bakıyorlar. Finansal kriz baştan sona şirketlerin bankalarına karşısında olan tutum ve davranışları kökten değişti. Çoğunluğu, bankaları hesaplı krizde işleri yüzlerine gözlerine bulaştırmakla suçluyor. Bankaların beceriksizlikleri yüzünden patlayan kredi kıtlığı ve gelişen maliyetlerin sonuçlarına katlanmak zorunda bırakıldıklarına inanıyorlar. Kendilerine bu acıları çektirenlerin baş sorumlusu olarak da bu sorunlara birincil ilk önce neden olan insanları görüyorlar. ———————– HAZİNECİLER’İN YÜZDE 57’si BANKALARIN BU KRİZDEN, FİYATLARI ACIMASIZCA ARTTIRMANIN BİR YOLU OLARAK FAYDALANDIĞINA İNANIYOR Kaynak: Eurofinance ——————— Bankalar ile onların kurumsal müşterileri arasındaki ilişkiler bugün kırılma noktasına değin deneme edilmiş durumda. Eurofinance’ın Hazineciler’le yaptığı anketin sonuçlarına göre, bu insanların yüzde 60 kadarı, bankaların bu krizi fiyatları insafsız bir şekilde kuvvetlendirmek için ettiklerine inanıyor. Bu açıklama doğru da olabilir yanlış da; ama kayda değer olan yaratılan algılamadır. Richard Raeburn, “Eminim ancak borçlanıcıların gayet sağlam bir hafızaları vardır ve son iki yıl boyunca bankaların ellerine düşen şirketlerin başlarına neler geldiğini basit kolay unutmayacaklardır” diyor. KOBİ KAVGASI Bu süreçten en büyük zararı da küçük işletmeler fark etti. Büyük kurumlar uluslararası bağ ve hisse senedi piyasalarının nimetlerinden faydalanabilirken, minik ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) ise hayatta kalabilmek için kendi bünyelerinden likidite çıkartabilecek “başarı için çıkınını yeniden teftiş” stratejilerine başvurdular. Bankaların eline düşme tehdidiyle, kapıldıkları tatlı rüyalardan uyanabilmiş olsalar da çoğu birlikte çalıştıkları bankalarından gelen maliyet artışlarına sessizce dayanmak zorunda kalmıştı. Tim Martin, “Bugün bankalar da uğraşılacak ‘daha iyi müşteriler’ bulgu baskısı aşağıda ezildiklerinden, şu anda bile ortalıkta başı bankalarıyla ilişkilerinde ve likidite hususunda dertte olan böylece çok şirket mevcut. Bankaların kapısını çalmak zorunda kaldığımız günleri geride bıraktığımızdan biz bugün çok uğurlu bir konumdayız” diyor. ———————– BORÇLANICILARIN SAĞLAM BİRER HAFIZASI VARDIR VE BU HAFIZALAR SON İKİ YIL İÇİNDE BANKALARIN PENÇESİNE DÜŞEN ŞİRKETLERİN BAŞINA NELER GELDİĞİNİ BASIT BASIT UNUTMAYACAKLAR. Richard Raeburn ———————— Ancak Research in Motion gibi sermayelendirilmiş şirketlere uygulanan fiyat tarifesinin bile değiştiğini de ekleyerek, şöyle devam ediyor: “Fiyatlandırma büyük bir sorun. Öbür bankalarda bambaşka fiyat uçurumları olduğunu görüyoruz. Bankalar bugün ya sermaye maliyetlerini ya da öteki faktörleri göz önüne alarak fiyatlandırmada fevkalade kavgacı davranıyorlar”. Bunun sonucu olarak da şirketler her geçen gün kendilerine alternatif kaynaklar bulmakta daha çok zorlandıkça, Banka finansmanının gelecekteki görünümünün daralması da gerekli. Reuters Loan Pricing’in rakamlarına göre, 2009 yılında sendikasyonlu borç askıya alma için yeni çıkılan ihraçlar dolar bazında yüzde 28 oranında azalmış. 2009’daki 547 milyar dolarlık toplam hacim, 2007’deki 1.8 trilyon dolarlık hacmin üçte birinden bile düşük bir seviyede gerçekleşmiş. Otomotiv parçaları üreticisi Johnson Controls’da Avrupa ve Afrika faaliyetlerinden sorumlu Hazineci Jean-Philippe De-Waele’ye gore, bu kriz doğruca diğerleriyle aradaki bazı ilişkiler güçlendirilmiş ve bazılarına aleyhinde da gözler çözülmüş. Onun bugünkü stratejisi ise, otomotiv endüstrisindeki muhtemel risklere en ince ayrıntısına kadar açık bir şirket olduğundan, Johnson Controls’a “BBB” notunun verilmesiyle oldukça hissi yaklaşarak muhtemel her ihtimale karşısında hazırlıklı olmaya dayanıyor. De-Waele, “Bu hiç de güzel bir görüntü değil. Mevcut bankalarımızla olan bağlarımızı güçlendirmeye ve banka ağımıza yeni bankalar daha katmaya çalışacağız ya da en azından vadesi gelen borçlarımızın döndürülmesini sağlamak için bazı bankaların taahhütlerini azaltmaları ihtimaline aleyhinde şimdiden tedbirli olmayı deneyeceğiz” diyor. AGNOSTİSİZME DÜRÜST KAYIŞ Bankaların bugünlerde ödemelerin süreçlendirilmesi ve ileri nakit yönetimi teknikleri gibi daha önce hiç sunmadıkları hizmetler ve ürünlerle ortaya çıkarak kurumsal müşterilerin gözdesi olmaya karşın çabaları bazıları tarafından şüpheyle karşılanıyor. De-Waele, “Bu katma kıymetli bohçaların hiçbiri imkanlar (krediler) sunulmaksızın bir işe yaramaz. Şüphesiz ürünsel özelliklere sahipler ancak iş bilançolara geldiğinde ne gibi katkıları olacak? Bugün halen mahsul insanları ile kredi insanları aralarında bir iletişimsizlik var. Eğer banka uygun ve adil fiyat seviyelerinden bilançolar yaratamıyorsa, o vakit bu ürünlerin de hiçbir değeri kalmaz” diyor. Global ekonomi kademe aşama normale döndükçe ve şirketler de bundan böyle sadece hayatta kalmayı düşünmekten vazgeçip büyümeye odaklandıkça bankaları içinde etkinlik gösterecekleri çok çetin koşullar bekliyor olacak. O gün geldiğinde şirketler finansmanlarını çeşitlendirmek ve karşı taraf risklerini hafifletmekte bir adım önde elde etmek için fazla daha büyük ölçekli bankacılık grupları arayışına girmiş olacaklar. Pek çok şirket açısından o günlere gelindiğinde “her tür işini bir avuç yakın ilişkide olunan bankayla yerine getirmek” fikri, geçmiş günlerde kalmış bir konsept olarak algılanılabilecektir. Raeburn, “Bu dünya bundan böyle şirketlerin kendi bankalarıyla kolaylıkla yatağa girebildikleri günlerden fevkalade ayrı günlere geldi. Akıllı kurumsal Hazineciler, bankaları tarafındaki kötü haberlerin insafına daha eksik terk edildiklerinden, bu yeni durumdan hoşlanmaya devam edecekler. Büyük bankaların geleceği üzerinde sallanan büyük bir soru işareti asılı durumda. Hazineciler’in zihinlerini kurcalayan bir diğer önemli soru da düzenleyicilerin giriştikleri yeni atakların onlar üzerinde başka ne türden belirsizlikleri daha ortaya çıkaracağıyla ilgili” diyor. Hazineciler kendilerini bankalardan egemen kılabilecek yöntemler bulmak için her geçen gün daha artı çalışıyor. Bazılarının damgaladığı üzere bu “banka agnostisizm”i yüzünden tamamen yeni bir rekabetçi ortam oluşacak. Tim Martin, bu yaklaşımın, Research in Motion’ın üstünde en fazla kafa yorduğu bölge olduğunu belirterek, “Bankalara karşı her geçen gün daha çok kuşkuyla yaklaştığımızdan, gerek bankalarla olan rakip riskinde gerekse de avantajlı maliyetler bulma konusunda olsun anında bir bankadan diğerine geçebilecek yetenekte olmaya çalışıyoruz” diyor. HIZLI TERCIH DEĞİŞİMİ Bankalara daha az bağımlı olma süreci büyük ölçüde bankalararası irtibat uzmanı Swift’den gelen yeni gelişmelerle destekleniyor. Bu şirket, kurumsal müşterilerin ödemeler, Define ya da menkul kıymetler emirlerinde kolaylıkla bir bankadan vazgeçip diğerini tercih edebilmelerini karşılayan standart bir yazılım tasarlamış durumda. De-Waele, kendi şirketinin de operasyonel perspektiften bağımsız bir banka olma sürecini zaten başlatmış olduğunu söylüyor. “Artık az daha yalnızca Swift’e ve onun bize sunduğu fırsatlara bakmaya başladık. Eğer ‘çok bankalı’ bir taktik izliyorsanız, o süre çalıştığınız bütün bankalarla ortak bir yönü olan bir çıkış kapısı da kullanıyor olmanız gerekir ve bunu da bize Swift sağlıyor” diyor. Gözlerini 2010 yılına kilitlemiş bankaların önlerindeki öyle fazla meydan okumadan biri de ayrıca teknoloji hem de yeni düzenlemelerle ortaya çıkarak kendi hizmetlerinin her geçen gün daha da fazla ticarileştirilmesini durdurabilmeleridir. Artık kurumsal müşterilerin sadakatine inanmak tatmin edici değildir ve bankaların, onların hala ellerinde birer herif olarak kalmalarını sağlamaları gerekmektedir. Martin, “Bankaların bir adım öne çıkabilmelerini sağlayacak sayısız katma kıymetli hizmet var fiilen” diyor. Martin’e göre, daha şimdiden bankalarla yapılan pazarlıklara bir parça tevazu unsuru bulaşmış durumda. “hemen muhakkak fazla tevazu davranıyorlar. ‘Burada işler böyle yürüyor, işine gelirse’ çağırmak yerine, bankaların ellerinden gelenin en iyisini yapmaları ve ellerindeki ya da potansiyel müşterileri kaçırmamaları gerekir” diyor. İSTİKRARLILIK VE ADANMIŞLIK Peki bankalar kuşkuculuğu her geçen gün çoğalan herif tabanlarının kalbini ve aklını geri kazanabilmek için başka neler yapabilirler? Raeburn, “Şirketlerin gerçekte bankacılık ilişkilerinden tek beklediği istikrarlılık, güvenilirlik ve kendini emniyette hissetmekten ibarettir. Eğer ben bugün ufak ve orta ölçekli şirketler (KOBİ) pazarına satmak yapmaya çalışan bir banka olsaydım, onları bu piyasada gerçekten var olduğuma ve gelecekte de var olmaya devam edeceğime olan adanmışlığım ve istikrarlılığımla etkilemeye çalışırdım” diyor. ———————- BANKALAR] ARTIK KUŞKUSUZ TEVAZU GÖSTERİYORLAR. ‘BURADA İŞLER BÖYLE YÜRÜYOR, İŞİNE GELİRSE’ ÇAĞRIDA BULUNMAK YERİNE, BANKALARIN ELLERİNDEN GELENİN EN İYİSİNİ YAPMALARI VE ELLERİNDEKİ VEYA POTANSİYEL MÜŞTERİLERİ KAÇIRMAMALARI GEREKİR.” Tim Martin ————————— Geleceğin banka stratejilerinin tümünde güvenin ve itibarın geri kazanılması en kritik konular olmaya devam edecek. 2009 boyunca birtakım müşterilerinden fonlarını mahrum bırakan bankalar bu tavırlarının karşılığında kendilerine çok daha fazla şüpheyle bakılan bir piyasayla yüzleşecekler. Benzer durum krizin sonucu olarak yabancı piyasalardan çekilen bankaların da başına gelecek. Raeburn, “Bir iki eski ismin ve yeni isimlerin bu piyasalara geri dönmeye çalıştıklarının işaretleri alınıyor ama burada geçmişte bayağı hırpalanmış finans direktörlerinin ve Hazineciler’in bu insanların geri dönüşlerini nasıl algılayacakları bir hayli kritik bir soru” diyor. 2010’a doğru bakıldığında, ölçekleri ne olursa olsun tüm şirketlerin bankacılık ilişkilerinde istikrarı ön plana koyacaklarına hiç şüphe değil. Ufukta halen yaklaşmakta olan çift dipli bir resesyon ihtimali olduğunu göz ardı etmeyen şirketler, bugün ilişkide oldukları bankaların o günlerde yerlerinde durup kendilerini desteklemeye devam edip etmeyeceklerini kavramak istiyorlar. Eşek arıları çoğunlukla agresif yaratıklar değildir ama özellikle da kendilerine hoyratça davranıldığı vakit karşılarındakileri sokma kapasiteleri de vardır. Kutu Geçen yıl ekim ayında gerçekleşen Eurofinance’in Kopengah’daki konferansında, katılımcı olan bin 600 Avrupalı kurumsal Hazineci’ye doldurtulan anket formlarıyla, mevcut ekonomik iklimdeki finansman hakkındaki tavır ve davranışlarını belirleyecek bakış açıları ortaya çıkarılmaya çalışıldı. İşte size bahşedilen cevaplardan çıkarılan kuşbakışı gözlemler: 1. Parasal kriz bitti mi yoksa daha gelecek fazla kötü haber var mı? % 15 = Bitti % 71 = Gelecek fena haber fazla % 14 = Bilmiyorum 2. 2010 için ayı mı yahut boğa piyasası mı öngörüyorsunuz? % 64 = Boğa % 36 = Ayı 3. Bankacılara ödenen primler G20’nin alaka kapsamına girmeli mi? % 58 = Evet % 42 = Hayır 4. Önümüzdeki yıl Euro/dolar paritesi ne olur? % 8 = 1.60 5. 2010 Ekim’inde petrolün varil fiyatı ne olur? % 3 = 200 $ 6. Son altı aydır kredi vericiler riski nasıl ölçüyor ve nasıl fiyatlandırıyor? % 49 = Fazla daha realist % 51 = Aşırı muhafazakar 7. Fatura tahsilatlarınız ne durumda? % 20 = Erkenleşti % 25 = Gecikiyor % 55 = Bir Zamanlar olduğu gibi 8. Fatura ödemeleriniz ne durumda? % 3 = Erkenleşti % 33 = Gecikiyor % 64 = Eskiden olduğu gibi 9. Mevcut nakit akışı tahmininizle gelecekte kendinize ne değin süre biçiyorsunuz? % 14 = Bir sene ya da fazlası % 15 = Altı veya 12 ay arası % 19 = Üç ya da altı ay arası % 22 = Bir veya üç ay arası % 16 = Bir ay % 8 = Bir hafta % 6 = Önümü göremiyorum 10. Lehman Brothers’ın çöktüğü günden bu yana çalıştığınız banka sayısı azaldı mı, yahut arttı mı? % 28 = Azaldı % 21 = Arttı % 51 = Benzer seviyede 11. Bankaların krizden sırf fiyatları acımasızca yükseltmek için faydalandığına inanıyor musunuz? % 57 = Evet % 33 = Hayır % 10 = Muhakkak değilim 12. hemen en temel endişeleriniz neler? % 25 = Karşı Taraf riski % 22 = Kredi bulunabilirliği/maliyeti % 18 = Peşin Para akışı tahmini % 18 = Ekonominin durumu % 8 = Daha fazla düzenleme % 5 = Getirilerin olmayışı % 4 = Enflasyon Kaynak: Katılımcı görüşleri; Eurofinance Konferansı, Kopenhag 2009.

0 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: