Blog

Garanti Filo’dan çifte çarpıcı öneri

  Blog    6 Ocak 2019
Yorum Yok

Garanti Filo’dan çifte çarpıcı öneri

Hürriyet yazarı Jale Özgertürk, 2 ay önce İSO’nun ‘İstanbul Sanayi Tarihi’ belgeseli için bir araya geldiği İshak Alaton’la konuşmasını yazdı. Alaton o röportajda “Çok hata yaptım lakin önüne geçilmiyor, yani güzel bir deyim var Türkçe’de. Olanla ölene çare değil” demişti. İşte, farklılığı keza yaşadığı engebeli hayattan, hem de yılmayan, heyecanını hiç yitirmeyen kişiliğinden gelen, meslek dünyasının meşhur, renkli ve cesur ismi İshak Alaton’un o sözleri…

*

Yahudi asıllı bir ailenin oğluydu İshak Bey. Hayatındaki en büyük kırılmayı Varlık Vergisi esnasında yaşadı. Enerjik adaleli bir adam olan babasının belirlenen vergiyi ödeyemediği için Aşkale’ye gidip, bir sene sonra saçları ak saçlı yaşlı bir adam olarak dönmesini, hayatının en büyük travması olarak anlatır. İkinci büyük travması ise kendisine meslek adamlığını öğreten Üzeyir Garih’in bir cinayete kurban gitmesi oldu…

Yaklaşık iki ay önce İstanbul Sanayi Odası için az önce tamamlamadığımız İstanbul Sanayi Tarihi Belgeseli için buluşmuştuk İshak Bey’le. Yönetmenliğini Nebil Özgentürk’ün yaptığı, benim de genel koordinatörü ve danışmanı olduğum belgelere dayanan için üç saati bulan röportajda, özel ve meslek yaşamına yön veren dönemeçleri, hayata bakışını ve hayattan öğrendiklerini her zaman olduğu gibi içtenlikle anlatmıştı İshak Alaton.

-Türkiye’de sanayici edinmek, Türkiye’de işadamı olmak sizi mutlu etti mi? 
-Türkiye’nin sanayi dünyasına veya meslek dünyasına tanıdık olmayan kaldığımı itiraf etmem lüzumlu. Bunu seziş ve itiraf ediyorum.

-Niçin?
-Çünkü benim çok şiddet şartlarda bir gençliğim oldu. Babam Varlık Vergisi nedeniyle iflas etti. Aşkale’ye götürüldü, mahvoldu, bitti. Aile az daha dağılıyordu, fakirlik içindeydik. Ben İsveç’e gittim, İsveç’in sosyal demokratlarına aşık oldum. Sosyal demokrat oldum, adeta sosyalist, yaklaşık olarak komünist.

ÜZEYİR GARİH BENİ KAPİTALİST YAPTI

-Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, bütün bunlar sizi yurtdışına sürükledi. Iş dünyasına nasıl girdiniz?
-1951’de İsveç’e gittim, orada kaynakçılık yaptım. Sosyal demokrasiyi, sosyalistliği tanıdım. Türkiye’ye 1954’te döndüm. Üzeyir Garih’le tanıştım ve Üzeyir Garih beni kapitalist yaptı. Benim niyetim kapitalist edinmek değildi fakat Üzeyir’in ortaklığı, Üzeyir’in insan üstü melekeleri, öğretmenliği, ben yaşam boyu Üzeyir’in eğitimini gördüm. Benden iki yaş küçüktü fakat beni eğiten Üzeyir Garih oldu. Harikulade bir adamdı. Benim de şansım buydu. Ben de kapitalist sanayici oldum. Fakat niyetim bu değildi. Ama bu vesileyle Türkiye’nin sanayii ile ilgili fazla etütlerim oldu, fazla analizlerim oldu. Ve hatırlıyorum. Zaman ilerledikçe üç ülkenin gelişimini peşine düşüp takip ettim, aralarındaki ilişkileri inceleme ederek Türkiye’nin bugün nerede olması gerektiği ve nerede olduğu hakkında görüşler edindim.

-Hangi ülkeler ve analizlerinizden nasıl bir sonuca ulaştınız?
-Almanya 1950’de en ince ayrıntısına kadar yıkılmış. Savaş bitkini bir ülke. O zamanki fert başına geliri için bazıları 50, bazıları 80 dolar diyor. Fakat 1950’de Türkiye’nin fert başına geliri 200 dolar. bir de Kore var. Henüz Kore Savaşı başlamamış. 1950’de Kore’nin fert başına geliri ise 65 dolar. Kore 65, Almanya 80, Türkiye 200. Türkiye en üstte. Çünkü savaş görmedi. 1950 ile 2000 arasındaki 50 sene içinde ne oldu? Türkiye 200 dolardan, 3000 dolara, Almanya 60 dolardan 60 bin dolara, Güney 65 dolardan 30 bin dolara çıktı. Türkiye Almanya’nın fersah fersah önünde olabilirdi. Kore’nin esamesi okunmazdı. Çünkü daha bitmiş iyi, savaş da görmemiş, tıpkı İsveç gibi. İsveç biliyorsunuz savaş görmedi, dünyanın en varlıklı, en müreffeh ülkelerinin başında geldi 2000 yılları civarında.

-Peki ne oldu Türkiye’ye? 
-İşte Türkiye kötü halde çuvalladı bana sorarsanız. Türkiye çok fena çuvalladı. Türkiye özel sektörün potansiyelini hiçbir süre kavrama etmedi, daima böyle baskıcı, otoriter, dediğim dedik, politikada kendini ispat etmeye çalışan lakin özel sektörün potansiyelini ve becerisini göz ardı eden, hatta onu kendi çıkarları için yönlendirmeye çalışan bir politika güdüldü. Ve bu sebepten 200 dolardan 3 bin dolara çıkan Türkiye, yanında 60 dolardan 60 bin dolara meydana çıkan bir Almanya. Biz Almanya’dan ya da Kore’den ileri olabilirdik.

-Türkiye nasıl çuvalladı?
-Çünkü Türkiye’nin zihinsel kromozomlarında bir eksiklik oluştu. O da şu; milliyetçiliğe, milli birliktelik hikâyesi içinde ayrımcılığa fazla yön aldı. Yani farkında olmadan bir imaj yaratıldı. Sen Türksen benimle berabersin, Türk değilsen yani Kürtsen, Yahudiysen, Hıristiyansan sen ötekisin. Bugün 90 yaşıma bir kaldı, 1927’de doğdum, 2016’da program yapıyoruz, demek ancak gelecek sene 90 oluyorum. Ben hayatım her tarafında her zaman öteki olarak görüldüm, defalarca ötekiyim. bir öteki, Türkiye’ye müthiş aşık, Türkiye’ye müthiş hizmetleri olan lakin Yahudi. Ya ne ihtiyacın var bana Yahudiliğimi hatırlatmanın. Evet ben Yahudiyim, ben böylece doğdum, ben seçmedim.

BUGÜN HERKES ÖBÜR

-Bugün ötekileştirme var değil mi?
-Tabii bugün de yapılıyor, defalarca yapılıyor. Ben 1950 ile 2000’i yalnız ekonomik rakamları bir araya getirmek için dile getirdim. Yoksa bugünkü zihinsel devrim daha iyiye gitmedi 2000’den 2016’ya, daha kötüye gitti. Daha çok ayrımcılık, daha fazla ötekileştirme, daha fazla herkes öbür. Kızım Leyla geçen gün bir röportaj verirken “Bugün Türkiye’de cümbür cemaat öteki oldu” dedi. Çok haklı. Ben öbür olmaktan yoruldum ya! Ben hep birlikte gelin şu kalası birlikte kaldıralım, daha iyi bir yere götürelim, daha iyi bir hayata doğru coşku verelim, insanlara ekmek verecek yatırımlar yapalım dedim. Bunu yapamadık.

-Derhal şu lahza girelim. Ne oldu 2000 ile 2016 arasında?
-2000 ile 2016 arasında muhteşem bir baht yakaladık, dünyanın konjonktürü de buna çok uygundu. Türkiye de bunu ilk yıllarda 2000 ile 2007-2008 arası Kemal Derviş’in de IMF ile olan anlaşması sonrası biz iyi bir yolda, 3 bin dolardan 10 bin dolara çıkabildik. 2008’de 10 bin dolarda çakıldık kaldık. 2008’den daha sonra 10 bin doları yukarıya çıkaramadık.10 bin dolar tuzağına düştük. Şimdi de zannediyorum 8 binlere dürüst yol alıyoruz, geriliyoruz. Niçin? Kendimce bunun çok kolay bir izahı var. Türkiye pozitif değerleri yanlış yerlere yönlendirildi.

-Nerelere yönlendirildi?
-Türkiye yarattığı, artırdığı değerleri binalara, alışveriş merkezlerine, insanları mutlu eden eşyaların eve girmesine, radyosu, buzdolabı, çamaşır makinesiymiş bunlara harcadı. Gecekondulaşma fazla geriledi, azaldı. İnsanlara küçük birer apartman dairesi verdik. Evet tüm bunlar iyi de, bir treni kaçırdık, o da yüksek teknoloji. Yani meslek yaratan, insanın beynini çalıştırıp beyin üretimini geliştirerek dünyada birkaç marka, bilgisayarmış, sağlıkta yüksek teknoloji, sağlığı geliştiren çalışmalar. Yani Türkiye’nin karakterinde dünyaya adaptasyon, dünyanın gelişimini peşine düşüp takip ederek ondan feyz alma ve onunla beraber koşma merakı olmadı ve değil. Olmayınca işte biz de kimsesiz bir üretici oluyoruz.

-Peki sizi tutan ne oldu Türkiye’de?
-Ben kendime şöyle izah ediyorum. Ben Türkiye’den intikam olmak istedim. Anlıyor musun beni. Türkiye’den tersine intikam elde etmek istedim. Ispat etmek istedim ki insan fazla şey verebilir, insan çok şey yaratabilir, niye insanı mahvediyorsun, niye insanı bu ülkede yaşamak heyecanını elinden alıp, onu yurtdışına gönderiyorsun.

-Çünkü bu ülke sizin. Beş yüz yıl önce geldiniz yok mi yani…
-Ben herhangi birinizden daha Türk’üm. Beş yüz senedir ben buradayım. Daima bunu söylüyorum bana birileri bir şey söylediğinde, kaç kuşaktan beri, ya Kafkasya’dan ya Bulgaristan’dan ya Yunanistan’dan ya Girit’deri ya bir yerden geldin, ben beş yüz senedir buradayım.

-İçinizdeki o kırgınlık ya da sizin deyiminizle…
-Bende kırgınlık kalmadı.

-İntikam şehvetli diyelim ya da, bitti mi?
-Bu intikam da değil, bu tersine intikam. Bu bir şeyi kanıt etme. Herkese, tüm topluma şu mesajı belirlemek istedim: Yahu siz binlerce İshak Alaton’u kaybettiniz. Siz bu insanlara iyi davransaydınız Türkiye bugün Almanya’nın önünde olurdu. Kore’nin üç kat önünde olurdu. Bir Japonya olurdu. Neden olmadı, insanlarınızın mahvettiniz, insanlarınıza esir muamelesi yaptınız, insanlarınızı burada doğduklarına pişman ettiniz.

-Pişmanlıklarınız var mı? Vicdan Azabı, içinizde ukde kalan?
-Değil. Hiç. Vicdan Azabı diye hiç hissetmedim yaşam boyu. Ne yaptımsa bilinçli yaptığıma inandım. Hatalar çok yaptım. Çok hata yaptım ama önüne geçilmiyor, yani güzel bir deyim var Türkçe’de. Olanla ölene tedavi değil.

GENÇLERE ÖĞÜTLER

-90 yıldır çaba ediyorsunuz. Gençler fazla çaresiz. Gençlere hayatla ilgili neler -bildirmek istersiniz, ne önermek istersiniz?
-o kadar fazla şey söylenebilir ama. Birazcık geniş bakmalı. Millet çoğalıyor, yedi buçuk milyar insan 2050 yılında 10 milyar olacak. Yaşam çok daha zorlaşacak. Şehirlerde bir yerden bir yere gidemeyecek ışık halkası geleceğiz. Tüm bunları öngörebilmek lüzumlu. Hayatını öyle bir şekilde çoktan koordine etmen lazım ama bu hayat mücadelesinde altta kalmayasın, bir şekilde, yani fazla varlıklı olman gerekmiyor ama sıradan bir yaşam standardı için tedbir alman lazım. Bunun için en kayda değer etmen, bir dalda fazla veri sahibi olman lazım. Ben her işi yaparım abi, o geçti.

ALTIN KAFESE GİRMEDİM

-Bir doktor size İsveç’te demiş oysa çok zengin olacaksın lakin altın bir hapishanede yaşayacaksın. İnançlarını, inandığını söyleyemeyeceksin, böylece oldu mu sizin için?
-Hayır, hiç böylece olmadı çünkü adamın ikazını hiç unutmadım. Adamın ikazı yerindeydi ve ben Üzeyir Garih’in düşündüğü altın kafesi hep reddettim. Üzeyir Garih’ten farklıydım. Üzeyir Garih işe yönelikti ve beni eleştirirdi. Yahu senin Zonguldak’ta ne işin var derdi bağırarak. Benim cevabım yoktu. Ben ona yanıt veremezdim. Gerçekten benim Zonguldak’ta işim yoktu. Lakin giderdim orada konferans verirdim, işçiler de beni yuhalardı. Lakin insan neyse o. Doktorun dediği doğru. Ben bu altın kafesin içine girmedim. Daima dıştan kaldım.

11 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.