Blog

Evlilik check-up’ı yapmak lazım

  Blog    19 Ocak 2019
Yorum Yok

Evlilik check-up'ı yapmak lazım
Bilirkişi psikolog Erhan Özden ve psikolog Ayşe Özden çifti de 2008 yılında kurdukları Izdivaç Terapileri Enstitüsü ile evliliğinde sorun olanlara tezgâhtar oluyor. Izdivaç yaşı ilerledi. Yeniden Türkiye’de son 10 yılda boşanma oranları yüzde 245 arttı. Bu hız pek çok dünya ülkesini geride bırakan bir sürat. Amerika’da bugün her üç evlilikten sadece biri ayakta kalıyor. Türkiye de bu sonuca doğru şipşak ilerliyor. Çiftlerin boşanma sebebi en düşük boşanma oranlarının artması kadar korkutucu: şiddetli geçimsizlik. 30’lu yaşlarında evlenen ve bundan böyle birer olgun kişi olan bu millet neden kuvvetle geçinemiyor? Psikoloji bilimi bu soruyla yakından ilgileniyor. İngiltere ve Amerika’da huysuz çiftleri laboratuvar ortamında inceleyen izdivaç merkezleri kuruldu. Uzman psikolog Erhan ve psikolog Ayşe Özden çifti de 2008 yılında kurdukları Evlilik Terapileri Enstitüsü ile keza bu konuda psikologların uzmanlaşmasına katkı maddesi sağlıyor ayrıca de sorunlu evliliği olanlara asistan oluyor. İstanbul Bakırköy’de yer alan Izdivaç Terapileri Enstitüsü’nde görüştüğümüz Özden çiftiyle evlilik ve sorunları üstüne konuştuk. Ilginç tespitleri ve yardımcı önerileri var. Evlilik terapisi enstitüsü nedir? Erhan Özden: Evlilik problemlerinin neler olduğu ve nasıl çözümleneceğiyle ilgili çalışmalar yapan ve dünyadaki araştırmaları takip eden bir danışma merkezi. “Evlilik terapisi” kavramı yeni olduğu dek “acele” niteliğinde bir kavram. Burayı kurarken bunalım ya da panikatak vakasını geçeceğini sanmıyorduk. Lakin evlik problemleri ile gelenler daha fazla. Arayıp veya gelip “Eşim beni aldatıyor ne yapayım? Boşanayım mı?” diye çaresizce soranlar oluyor. Psikolog aldatıldığını söyleyerek gelen bir insana ne yapabilir ama? E.Ö: Bizim için atlatma ve aldatılma bir sonuçtur. Dönüp evliliğe bakarız. Aldatmayı haklı dışlamak değildir niyetimiz lakin evlilikte bir sorun vardır oysa hile yaşanır. Izdivaç sorunları kimi vakit aldatmayla kimi zaman bedensel problemlerle, öfke kontrolsüzlüğüyle, kimi zaman içindeki çocuklarda dikkat eksikliğiyle kendini belirli eder. Organizma gibidir izdivaç, mikrop kaparsa vücudun fazla değişik yerlerinde marazlar doğar. O mikropları tespit edip onları dezenfekte ettiğinizde hile yeniden olur. Aldatan taraf, bunu yapmasına sebep olan sorunun çözüldüğünü, eşindeki düzelmeyi görünce bu eyleminden vazgeçiyor. Hatta eşiyle birlikte geliyor. Izdivaç terapilerine başlayıp evliliğini devam ettiren çok oluyor. Kadınlar mı erkekler mi daha fazla geliyor? E.Ö: Diyebiliriz ancak yüzde 75 kadınlar, yüzde 25 erkekler geliyor. Tabiî oysa erkekler psikoloğa gitmeyi gururuna yediremiyor… Ayşe Özden: Psikolojik takviye almanın zayıflık olduğunu düşünüyorlar. Kendileri çözmeye çalışıyorlar. Genelde da baskı kullanarak çözmeye çalışıyorlar. Fakat bu zaten sorunlu olan evliliği daha da sorunlu kılıyor. Eşler ve bilhassa çocuklar çok hasar görüyor. Ama problem fazla büyüdüğü vakit örneğin aldatılınca erkekler de geliyor. Kadın veya erkek size daha fazla hangi problemle geliyor? E.Ö: Evliliklerde açıklanmış tehlikeli dönemler var. Ilk iki sene. Boşanmaların yüzde 30’u ilk iki yılda görülüyor. Çünkü kafanızda bir düş var ve bu hayalle evleniyorsunuz. Sonradan gerçeği görüyorsunuz. Ya süratli bir şekilde adapte olacaksınız veya adapte olamayacak ve alarm vermeye başlayacaksınız. İkinci kritik dönem 35-40’lı yaşlardan sonra yaşanıyor. Çiftler ilk iki seneyi bir şekilde hara güre atlatıyorlar. Çocuk giriyor araya ve evlilik problemleri örtünün altına itiliyor. Ama çocuklar büyüyor meslek sahibi oluyorlar, hayatta her şey düzene giriyor ve çiftler bitmiş birbirlerine dönüyorlar. Hayatın anlamına dair soruların da sorulmaya başladığı bu dönemde evliliğin anlamı da sorgulanıyor. “Bu adamla/kadınla hayatımı tükettim bundan sonrasını kazanayım” diye alternatif arayışına giriliyor. Ya aldatıyor ya boşanıyor. Bilinçli olanlar evlilik terapisine katılıyor. Evliliği bir çocuk gibi düşünün. Bebeklik, erginlik ve orta yaş dönemi var. Evlilik denen çocuğun bir tarafı size bağlı bir tarafı sizden bağımsız büyür. Çiftlerin müşterek emeğiyle, ihtimamıyla büyür. Ergenlik krizlerinin aşılabilmesi çiftin yapacaklarıyla olası olur. Evliliğin yükünü yalnızca bir taraf taşıyorsa, sorun çıkıyor. Zaten genelde yükü taşıyan taraf izdivaç terapistine geliyor. Yükü kimse taşımıyorsa izdivaç hastalıklı oluyor. Problemli bir izdivaç en büyük hasarı içinde neşet eden çocuğa veriyor. Bu riskli dönemlerde genelde yaşanan sorunlar nelerdir? E.Ö:Cinsel sorunlar fazla görülüyor. Sizi şaşırtacak biliyorum ama araştırmalara göre Türk aile yapısı içinde her iki evden birinde cinsel problem var. Çok yaygın ama sessiz kalınan bir konu. Ve bu cinsel problemlerin de yüzde 90’dan fazlası psikolojik kaynaklı. Fazla birey problemin bu sebeple olduğunu zeka bilmiyor. Cinsellik aslında evliliği besleyen bir kavram. İkinci büyük sorunu erkekler şöyle dile getiriyor: “ben a diyorsam b diyor. Bu evin yöneticisi kesin değil mi?” Gerçekte burada diğer iç meseleler var. Özgüvensizlik. Bunu tespit edip, çözmek gerek. Üçüncü kişi problemleri yoğun olarak yaşanıyor. Hile vakaları da acayip bir paradoks ancak bu toplumun kültürüne yabancı olduğu dek da fazla sayıda. Üçüncü kişi denince akla aileler de geliyor. Eşlerin aileleri de evlilikleri çok etkiliyor… E.Ö: Çiftler evde baş başa kalamıyor. Şeklen iki birey olabilirler ama değiller. Her iki tarafın anne-babalarıyla birlikte evde 6 kişilik yaşıyorlar. Yatak odasında bile altı kişiler. Evlendikten sonra kişinin, “ailem” dediğinde algılayacağı şey karısı ya da kocası olmalı. Türkiye’de “ailenle fazla ilgileniyorsun” denildiği süre anne ve baba algılanır. Bu bir hafıza hatasıdır. Anne-baba dışarıda o saygıdeğer konumlarında duruyor olmalı. Çiftler bu sınırı çizmesini bilmeli. Anne ve babasına görmek zorunda olanlar yani aslında benzer evde yaşayanlar ne yapmalı? Kayınvalideyle birlikte mi psikoloğa gelmeli? E.Ö: Aile terapisi değil sülale terapisi olur. (Gülüşmeler) Benzer evde yaşıyorsalar bile sınırları saptamak muhtemel. Eşler zihninde şunu kodlamalı “Benim sorumluluk sahibi olduğum sevdiğim, tabi olduğum biricik birey eşim, saygı duyduğum ve eşimle birlikte hürmet ettiğim kişi ise annem ve babam.” demeli. İkisini birbirine karıştırmamak gerekli. Biri yoldaşınızdır, diğeri de derin saygı edeceğiniz abidedir. Erkekler başlıca annesi ile karısı aralarında kalıyor… A.Ö.: Piramidin tepesinde benzer olmalıdır. Yaşam ortağınızı bir kenara koyarak geçmişte emrindeki olduğunuz bir insana bağlılığınızı devam ettirmenizle ayrıca annenize keza kendinize hem de eşinize adaletsizlik edersiniz. Evet, erkeklerin yaşadığı en büyük problem bu. Erkeğin bundan böyle bir ailesi olduğunu ebeveynine hissettirmesi gerekir. Annesine “sana saygı duyarım”, eşine de “sende benim için değerlisin” mesajı vermeli. Erkek sınırı çizerse iki hanımefendi da dengeyi yatırım yapmak zorunda kalacaktır. Fakat erkek aman anneme saygısızlık etmeyeyim, eşim üzülmesin diye idare eder, susarsa durum kontrolden çıkabilir. E.Ö.: Evlilik öğrenilen bir şeydir. Ya evliliği nasıl inşa edeceğinizin eğitimini alacaksınız. ya da kesintisiz dikiş atacak. İkinci evliliğini yapıp tekrar boşananların oranı yüzde 90. Dikiş tutturamayacakları için üçüncü, beşinci benzeyen gidip duracak. Burada yanlış kodlama var. Çiftler evlilikte mutsuzsa evliliğini değiştirmekten fazla eşini değiştiriyor. Evlilik eşten bağımsız bir kurumdur. Elmanın öteki yarısı, bütün bana göre bir benzeşen böyle şeyler sahiden hikayedir. Vaktiyle böyle problemler var mıydı? Benzeri eskilerin evlilikleri çok iyi… E.Ö: Modernizmin bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkilediği doğru. Ama sorunların artmasının bir sebebi de bireyleşme. “Kendi ayaklarının üstünde dur, sen önemlisin, ben ben…” bombardımanı ile motive ediliyorsunuz ve evleniyorsunuz. Ve sonradan aniden “biz” diye bir şey çıkıyor. Bünyede biz kavramı oturmuyor. Eskilerde bireyleşme yoktu. Lakin sorunsuz da değildi. Sahiden ailelerin çoğunda sorun vardı. Kol kırılır yen içinde hesabı içerde kalıyordu. O evliliklerin negatifliğinin meyveleri bu cins. Ve bu tür sorunları dile getirmeye başladı. A.Ö: Boşanma oranlarını artıran şey kadının değişmesi. Sosyal hayata girdi, idareli bağımsızlığı var. Dolayısıyla kendini ezdirmiyor. Önceki jenerasyonda, kadınlar evliliği taşıyordu. Yuvayı kadınsı kuş yapardı. Erkek evine tutunamıyorsa kadın becerememiştir anlayışı vardı. Çocukta problem varsa sorumluluk sahibi kadındı. Fakat artık bayan bireyselleştiği ve özgürleştiği için erkekten de taşımasını bekliyor. Bu da sorunların gün yüzüne çıkmasına sebep oldu. Boşanma davasını erkeklere kadar kadınlar daha fazla açıyor. Uzman Psikolog Erhan Özden ve psikolog Ayşe Yılmaz Özden izdivaç terapileri yapıyor. Erhan Bey, erkeklerin kadınlara dair en çok dile getirdiği sorunlar nedir? Erkeklerden çoğunlukla şu cümleleri duyuyoruz: “Eşim cinsel isteğini kesin etmiyor. Utanıyor bunu bir tahsis gibi yapıyor.” “Eşim bir erkek olarak benim sözümü dinlemiyor, evin reisi kim unutuyor.” “Aralıksız benden alaka bekliyor, ara sıra boğuyor.” “Annesine aşırı ast. Ben sanki iç güveysi gittim. Anneyle kızın aralarında giremiyorum ne yapacağım?” “Eşim aşırı alıngan ve detaycı. Bu haliyle hayatı kendine de bana da zorlaştırıyor.” Ayşe Bayan, kadınlar eşlerinden hangi konularda şikayetçi? Bayan danışanlarımızdan en fazla şu cümleleri duyuyoruz; “Eşim bana yeterince ilgi göstermiyor, işi onun için daha manâlı.” “Beni çok kırıyor, özür dilemeyi bilmiyor, benim kendi kararlarım olabileceğini düşünmüyor.” “Eşim beni değiştirmeye çalışıyor.” “Kayınvalidem fazla geçimsiz, bana çok çektiriyor.” “Eşim çok coşmuş, benimle konuşmuyor, irtibat kuramıyoruz, anlaşamıyoruz.” “Eşim beni aldatıyor, ne yapmalıyım, boşanmalı mıyım?” Içten eşi bulmaktan fazla harcayacağınız zamanı evliliği öğrenmekle harcasanız sonuca çok daha yakın olursunuz. Kabullenmek sevgiden daha değerli bir duygu. “Ben neysem oyum, beni böyle kabul et.” dememek gerekli. Aleyhinde tarafı sevmekten fazla kabullenmek lüzum. Küsmek ve kavga etmek evliliği besler! Evlilikte mutlak mutluluk yoktur. Kuşkusuz küsmeler, darılmalar, tartışmalar olmalı. Bunlar evliliği besler. Eğer bunlar yoksa evlilikte problem vardır. Bir taraf yöneticilik ediyordur, susuyordur ve mutlaka bir yerde patlayacaktır. Konuşulmalı, belki tartışılmalı fakat problemin çözülmesi gerekir. Ilk iki sene çocuk yapmayın! Evlilik birincil iki yılı kritik bir dönemdir. Başlıca yaşanılan problemleri örtbas etmek için çocuk sahibi olunur. Ama çocuk problemleri çözmez. Ilk iki yıl çocuk sahibi olunmaması evliliğin olgunlaşması ve çiftlerin evliliğe adapte olmaları için dinç çözüm olacaktır. Karoser sağlığı için check-up yaptırılıyor, mutlu evlilik için de yaptırmalı Emin dönemlerde aile hekimine gider gibi evlilik terapistine de gitmek lazım. Şayet sümen altı ettiğiniz ve sonradan büyük bir problem olarak karşınıza çıkacak bir sorun vardır. Onu zamanında saptama edip çözmelisiniz. Evlilik check-up’ına ihtiyacınız olup olmadığını şöyle ölçebilirsiniz. Bir hafta televizyonu kapatın. O süre problem var mı yok mu anlayacaksınız? Ya bir sessizleşme ya sıkılma ya da bir kavga olacaktır. Çünkü televizyon ilişkiyi dondurur. İki şahsiyet yalnızlık=Izdivaç Aynı evde beraber zaman geçirdikleri tek yer yatak odası olan çiftler var. Aynı evde yaşayan tanıdık olmayan gibiler. Bu nesil evlilikler maalesef fazla yaygın. Bu çiftler için her şey mekaniktir. Hissi paylaşım yoktur. İki kişilik yalnızlık yaşarlar. Cinsellik onlar için yemek gibi jurnal bir faaliyettir. Bunun sebebi dost olmamaları. Fakat izdivaç şiddet kaynağıdır, rahatlama atmosferidir, işten yorulduğunuzda evde eşiniz sizi dinlendirendir. Gerçekten ruhsal sukunettir evlilik. Can yoldaşıdır eşiniz. Ama maalesef günümüzde birçok evlilikle ruhsal sukunet yok, ruhsal kargaşa var. Eğer evliliğiniz böyleyse profesyonel destek almalısınız. VAKIT

8 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.