Blog

Eğitilmeyen Suriyeli mülteci çocuklar karşımıza Taliban olarak çıkabilir!

  Blog    7 Ocak 2019
Yorum Yok

Eğitilmeyen Suriyeli mülteci çocuklar karşımıza Taliban olarak çıkabilir!

Hürriyet Gazetesi Idare Heyeti Başkanı Vuslat Doğan Sabancı sürpriz bir kararla istifa etti. İstifasını bir mektup ile çalışanlarına duyuran Sabancı, istifanın perde arkasını da yine kendisi açıkladı.

İşte Vuslat Doğan Sabancı’nın istifa ile ilgili olarak Çınar Oskay’a yaptığı açıklamalar:

– Çınarcığım, yarın sabahtan 08.30’da yanıma kazanç misin? Tescil cihazı da getir lütfen, bir konuşalım…

– Tabii ki… Konu nedir peki?

– Acilen söylemeyeceğim. Bir haberim var, geldiğinde anlatırım…

Aklımdan böylece çok şey geçti. Yurtdışında katıldığı İslamofobi konferansları, medya, kutuplaşma meseleleri, şayet yeni bir proje… Fakat hiçbir tahminim tutmadı. “Ben bir vakit yokum” dedi. Keza de böyle bir dönemde… Gerisini Özgürlük Idare Heyeti Başkanı Vuslat Doğan Sabancı’dan dinleyelim…

Vuslat Hanım, yoksa Bağımsızlık’i bırakıyor musunuz?
– Hayır, natürel fakat bırakmıyorum. Sadece bir süreliğine ara veriyorum. 20 yıldır aralıksız Hürriyet’te çalışıyorum. Ama odaklanmak ve kendimi ilerletmek istediğim, defalarca ertelediğim bazı konular var. Bunlara vakit ayırabilmek için Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı bir süreliğine bırakıyorum. Ama Idare Heyeti üyeliğim devam edecek.

Neye odaklanacaksınız?
– Kutuplaşan dünyada medyanın oynaması gereken role… Bu çağda medya ne dek hakiki, ne değin dostça olabilir? Bu konuları dert edinen kanaat önderleriyle kastetmek, tartışmak ve hayata geçebilecek çözümler çağırmak istiyorum. Ulaşmak istediğim nokta, medyanın halk ve kültürler arasında ‘cana yakın sohbetler’e konut sahipliği yapması. Beni ana heyecanlandıran bu.

Özgürlük Gazetesi YKB Vuslat Doğan Sabancı istifa etti

 

Nerede yapacaksınız bu çalışmaları?
– Dünyadaki felsefi ve akademik tartışmalara dalıp, maddi projelerle çıkmayı hayal ediyorum. Yani uluslararası ilişkilerimden besleneceğim lakin natürel ama Türkiye’deyim.

bütün olarak hangi sorunu çözmek amacınız?
– 1996’da Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans tezimi yazarken yeni medya ve internetin habere ve bilgiye ulaşımı kolaylaştıracağını ve demokrasinin gelişimine olumlu katkı maddesi sağlayacağını düşünüyordum. Basın ve açıklama özgürlüğünün gelişeceği varsayılıyordu. Küreselleşme ve dijital devir hepimizi büyük mutlu bir aile yapacaktı. Ama tersi oldu…

Ne oldu?
– Cümbür Cemaat yalnızca kendine benzeyenlerle haberleşir, sanal surların arkasında yaşar oldu. Açıklama özgürlüğüyle hakaret özgürlüğü birbirine karıştı. Küreselleşme neticesinde birbirimize yaklaştıkça, birbirimizden korkmaya başladık; katlanma edemez olduk. Sonunda kutuplaşma kazandı ve bütün dünyayı tarafgirliğe zorladı.

Türkiye’de her kesimden insan Hürriyet okuyor

Siz bir medya yöneticisi olarak tarafgirlik baskısı hissettiniz mi?
– Tabii oysa yaşadım. üstelik Özgürlük’in işi ekstra şiddet. Araştırmalara tarafından okuyucu profili açısından Bağımsızlık, Türkiye’nin en çoğulcu yayın organı. İtiraf etmeliyim fakat bu yeri gözetmek hiç kolay yok. Çünkü cümbür cemaat sizi kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Bunlar içinde kutuplaşmadan yarar sağlamak isteyenler de var. En nihayetinde Bağımsızlık, Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin sembol kurumudur. Bizim sayfalarımız herkese açık olmalı.

Özgürlük’i bu konuda yeterli buluyor musunuz?
– Çoğu ayrı görüşü, zengin bir zihin yelpazesini sunmaya itina gösteriyoruz. Ters sesleri bile duyurmaya çalışıyoruz. Özgürlük bunu başarıyor fakat tekrar tekrar üstüne yapılabilir. Zaten ben de tam bu sebeple daha iyisini yerine getirmek için araştırma sürecine giriyorum.

Bu konularla zaten bir süredir ilgileniyordunuz. Fakat bırakıp gitmek radikal bir adım. Kararınızı tetikleyen ne oldu?
– İki ay evvel Washington’da Trump’ın ant törenini izliyordum. Telefonum çaldı. Arayan eşim Ali’ydi. “Maalesef Reda’yı kaybettik” dedi. Karda çığ aşağıda kalmış. Ali’nin kardeşi gibi yakın çocukluk arkadaşı, benim can dostum… Pat Diye gitti.

Ne hissettiniz haberi aldığınızda?
– ilk kez yaşıtım olan yakın bir dostum umulmadık bir şekilde vefat etti. Çok sarsıldım. Bu olay beni yaşam muhasebesi yapmaya itti. Sahip olduğumuzu düşündüğümüz hiçbir mevkinin ya da gücün asıl sahibi biz değiliz. Bunu kabullenmek, insana farklı bir özgür duygusu veriyor.

Neyi sorguladınız?
– Ertelediğim her şeyi düşündüm. Evet, şanslı bir insan olarak doğdum. Fakat bu benim yıllardır hem yoğun tempoda keza de büyük gerginlik altında çalıştığım gerçeğini değiştirmiyor. Sonuçta sadece kendimden ve ailemden yok, binlerce egzersiz arkadaşımdan ve hatta Türkiye’de medya sektöründen kendimi sorumluluk sahibi hissediyorum. Daima bu duygularla çalışıyorum.

Bu kararı kuşkusuz günübirlik olaylara, siyasi ortama bakarak almadım

Bireysel bir muhasebe yapmışsınız. Fakat burası Türkiye… Çoğu birey bunu siyasi bir karar olarak okuyacaktır. Niçin bunu referanduma bir hafta kala açıklıyorsunuz? Ayrılmanız yönünde bir baskı mı oldu?
– Bu kararı şüphesiz günübirlik olaylara, siyasi ortama bakarak almadım. Siyasi yok kişiye özel bir karar. Tam da bu sebeple, halk oylaması sonucuyla ilişkilendirilmemesi için hemen açıklıyorum.

Lakin fazla kritik bir dönem yok mi böyle bir ara için?
– Gazetecilik dediğin o kadar böylece zeki işi değil! İşler hiçbir vakit kolay olmadı ancak. Hele de Hürriyet’in başındaysan. Sadece kendi 20 yıllık tecrübeme yok, babam Okumuş Doğan’ın medyadaki 40 yılına bakınca da bunu görüyorum.

Babanız ne tepki verdi bu kararınıza?
Sevindiğini söyleyemem. Kabullenmesi basit olmadı. Ama bunun işimizi daha iyi gerçekleştirmek için gerekli olduğuna ikna olunca kararımı destekledi.

Bu adımınızın Özgürlük’in idare tarzına bir yansıması olur mu?
– Gazetenin öyle çok departmanında çalışmış biri olarak şunu çok iyi biliyorum: Bağımsızlık’in oturmuş bir kurumsal kültürü var. Sonuçta 69 yıllık köklü bir şirketiz. Profesyonel yapımız ve ekibimiz fazla zinde. Üstelik bu sene yeni üyelerimizle yönetim kurulumuzda daha da güçlendik. Ben de zaten stratejik düzeyde katkı maddesi vermeye devam edeceğim. Tabii bu işin ‘business’ yanı. Gazetecilik tarafına gelince… Bu konuda artı söze lüzum yok. Ekibin tecrübesi ve Türk basınındaki liderliği besbelli. Yani içim kuytu.

Haliniz vaktiniz yerinde… İstediğiniz yerde, keyif içinde yaşayabilirsiniz. Bunca stresin içinde hiç “olmaz olsun” deyip çekip gitmeyi düşündünüz mü?
Hiç düşünmedim. Burası benim memleketim. Yaşamak istediğim tek yer ülkem. Mecburi olduğum için yok âşık olduğum için buradayım. Biz bir Anadolu ailesiyiz. Bu ülkenin bir vatandaşı olmanın sağladığı hakları gururla taşırım, sorumluluklarını da ardına kadar hisseder, yerine getiririm.

Sık söyleşi veren biri değilsiniz. En son ne vakit Hürriyet’e konuştunuz?
– Bu bir birincil…

Hem Türk hem de Müslüman kimliğimle gurur duyuyorum

Şubat ayında Columbia Üniversitesi Dünya Liderleri forumunda ‘Medyanın hayati rolü’ başlıklı bir konuşma yaptınız.
– Trump’ı düşünelim. Durduk yerde seçilmedi ama. Ona oy veren, Amerika’nın ‘unutulmuş insanları’nın kendilerini hor görülmüş hissetmelerinde örneğin New York Times’ın veya Hollywood’un hiç mi sorumluluğu değil? Medya da beygir gözlüklerini çıkarıp, âmâ noktalarını bulmaya çalışmalı. İlerleme ama bu şekilde sağlanabilir.

Washington DC’de Atlantik Konseyi’nde, keza New York’taki ‘Women in the World’ konferansında birbirini izleyen konuşmalar yaptınız. Konu ‘İslamofobi’ydi. Neden?
– Birbirimizi iyi dinlemiyor ve anlamıyor olmamızın dünyadaki en acı sonuçlarından biri İslamofobi. Bu meseleyi birçok uluslararası forumda gündeme getiriyoruz ve gayet iyi sonuçlar alıyoruz. Bahsettiklerine ek olarak Washington’daki ‘Kur’an Sanatı’ sergisine de yardım olduk. Amerika’da Kur’an-ı Kerim üzerine bu büyüklükteki ilk sergiydi. Biz bütün dünyanın İslam’ın güzelliklerini görmesini istiyoruz.

O günlerde basından ve sosyal medyadan eleştiriler gelmişti. “Size mi kaldı İslam’ı savunmak” gibi. Ne düşündünüz?
– “Sana kızıp oruç bozamayacağım.” 1.5 milyarlık İslam dünyası kimsenin tekelinde yok ki. “Kimliğimi -bu Müslüman ya da Türk kimliğim olabilir- dünyada hileli saldırılara uğradığı yerde savunurum. Biz bunu vazife edinmiş bir aileyiz. Keza yurtdışında, Batılıların anladığı dilden, haklı davalarımızı anlatmayı iyi biliyoruz. Bu konuda mütevazı olmayacağım. Mesela Washington’daki İslamofobi panelinin çok değerli katılımcıları vardı, etkin bir görüşme oldu. Ama tabii fakat İslamofobi bir tek Doğan Grubu’nun üstesinden gelebileceği bir önyargı yok. Bin kat artı mücadele zorunlu. Keşke çok daha pozitif insan bu çabaya katılsa…

Diğer kanattan da tenkit vardı. “Laik Türk burjuvazisinin Yeni Türkiye’ye göz kırpma çabası” diye yorumlayanlar oldu. Bu meselelere girerek hükümete iyi belirmek istediniz mi?
– ‘Laik kent soylu’ nasıl olursa olsun Batılı değerlerle yoğrulmuş, yalnızca Batılı kimliğe sahip meydana çıkan ve özündeki Doğulu, Müslüman kimliğini inkâr eden biri almak zorunda yok. Bu, geçmişte, geride kalmış bir gösterme. Türkiye’nin burjuvazisi kimliklerinin tümünü kabul edip sahip çıkma özgüvenine eriştiyse, bu kendimce alkışlanacak bir şey, yerilecek yok. Ben keza Türk kimliğimle ayrıca de Müslüman kimliğimle
kibir duyuyorum.

Anadolu bilgeliğinden öğreneceklerimiz var

Odaklandığınız ‘birlikte yaşama’ konusunu birazcık açalım…
– Kanaatimce medya 21. yüzyılda toplumu ileriye götüren, sahici sohbet zeminleri oluşturmalı. Ben bunu söylerken Osmanlı’daki kahvehaneler, köy meydanları, Antik Devir’daki agoralardan ilham alıyorum. Medyada sesini duymadıklarımız kimler; onları da bu sohbet zeminine nasıl dahil ederiz? Bunları daha fazla düşünmeliyiz. Natürel bundan başka sosyal medyadaki kutuplaşma meselesi var.

Peki lakin sosyal ağ fiilen insanları birleştiren bir platform değil mi?
– Pek fakat Facebook ‘like’ları ya da Google algoritması bizi daima bizim gibilerle buluşturdu. Yani yeni medya az önce birlikte yaşamamızı kolaylaştıracak enstrümanları bulamadı. Acaba çok eskilerden, gerçekte bütün insanlığa has irtibat edebini baştan kazanabilir miyiz? Arkadaşça sohbet, muhabbet… Bunlar bizim topraklarımızın değerleri.

Açar mısınız?
– “Gelin tanış olalım” diyor Yunus Emre. “İşi basit kılalım”, “dünya kimseye kalmaz”… Ben bu duru ifadeleri ve aşağı yatan Anadolu bilgeliğini çok önemsiyorum. Anneannemde gördüm tanıdım Yunus Emre’nin duruşunu. Uzaklara gitmeye gerek yok, eminim hepinizin ailesinde etrafında vardır bu bilge insanlar.

Nasıl biriydi anneanneniz?
– Hem şefkatliydi ayrıca de ilkeli bir Osmanlı kadınıydı. Türkçe’nin şahane ifadelerinden biri de ‘can kulağıyla kulak vermek’tir mesela. Anneannem mükemmel bir dinleyiciydi. Karşısındaki cümbür cemaat kaale alındığını bilirdi. Fakat kendisi de konuştuğunda sabırla ve saygıyla dinlenmeyi beklerdi. Bu, unuttuğumuz çok kayda değer bir meziyet. Adaleli konuşmalar, vurucu ifadeler çok moda ama iyi dinlemeyi çakmak bence daha kritik. Söz geliştirmek niyetiyle yok, anlama niyetiyle dinlemeliyiz. Bu sayede bir bakmışsınız, öcü sandıklarımızın da tıpatıp bizim gibi ırk olduğunu keşfetmişiz.

Anneannem Hacı Meliha Kantek, kardeşim Begümhan ile.

Vuslat Doğan Sabancı’nın kendine koyduğu sahici sohbet ilkeleri

Tepeden bakma: Fikrine katılabilirsin veya katılmayabilirsin fakat düşüncelerine saygı göster. Hiyerarşi yaratma. Onun gözlerinin içine bak ve iki eşit yaşıt gibi konuş.
Can kulağı ile dinle: Cevap devretmek niyetiyle yok, iyi anlamak niyetiyle dinle. Cömertçe dinle.
Şefkatli ol: Onların hikâyelerini iyi dinler, onları gerçekte tanırsan, mutlaka insana dair sana dokunan bir hikâye bulursun.
Yiğitçe konuş: Şefkat olduğuna göre şu anda korkmadan, şiddete başvurmadan mertçe söyle söyleyeceğini. Kavgacı bir şekilde değil, zarafetle.

KİMDİR?
Bilkent Üniversitesi’nde Ekonomi okudu.
New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinde çalıştı.
Columbia Üniversitesi’nde, Uluslararası İlişkiler ve Medya alanında yüksek lisans yaptı.
1997 yılında Bağımsızlık’in dijitalleşme sürecini başlattı ve yönetti.
2000-2010 aralarında Türkiye’yi temsilen IPI’da (Milletlerarası Basın Enstitüsü) Idare Heyeti üyeliği yaptı. Ömür boyu onursal üyeliğe seçildi.
2004 yılında Hürriyet İcra Kurulu Başkanı, 2010’da ise Yönetim Kurulu Başkanı oldu.
2005’te ‘Aile İçi Şiddete Son’ kampanyasını ve Türkiye’deki ilk ‘Aile İçi Güç Destek Hattı’nı (AİÇ) başlattı.
2011’de ‘Konut Kadınlarına Mikro Kredi Projesi’ için çalışmaya başladı.
2015’deri beri yurtdışında İslam’ın içten tanınması için projeler yürütüyor.
Ali Sabancı ile evli, iki oğlan annesi.

2 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: