Blog

Bankalar yeni emtia kurallarına hazırlanıyor

  Blog    6 Ocak 2019
Yorum Yok

Bankalar yeni emtia kurallarına hazırlanıyor
BANKALAR KENDİLERİNİ YENİ EMTİA KURALLARINA HAZIRLIYOR ABD’li düzenleyiciler emtia türevlerinin ticaretindeki kuralları sıkılaştırmaya başlamışken, bankalar da bu değişikliklerin faydadan fazla hasar getirmesinden korkuyor. Geraldine Lambe bildiriyor The Banker (Ekonomist) ABD’de finansal kriz ve arkasında hükümetin heybetli banka kurtarma paketleriyle oluşan kamuoyu öfkesi, şu anda de halkın ne zamandır sinirlerini ayağa kaldıran bir başka sıcak konuya, yani benzinin pompa fiyatına kaymış durumda. Tıpatıp finansal kriz baştan başa bankacıların ve şeffaf olmayan türevlerin kamuoyunun nefretinin merkezine yerleşmesi gibi, acilen de benzin ve yiyecek fiyatlarını suni olarak arttırdıkları gerekçesiyle “aç gözlü” spekülatörler ve ticaretini yaptıkları emtia türevleri suçlanıyor. Eylül ayında ABD Denetleyiciler Kurumu’nun (OCC) çıkardığı son raporda finansal krizin başladığı günden bu yana bankaların türev ticareti aktivitelerini eksilmek bir yana aksine daha da arttırdıklarının gözler önüne serilmesiyle bu öfke adamakıllı arttı. Ticari bankaların ellerinde tuttukları türev enstrümanların görünmeyen değeri, 2007 yılı sonundaki 165,645 milyar dolarlık hacminden bu yılın ikinci çeyreğinin ardına kadar 203,460 milyar dolara yükselmişti. Dahası rapora göre ABD bankaları, 2’inci çeyrekte yaptıkları türev ticaretinden kazandıkları parayı geçen yılın benzer dönemine göre yüzde 225 oranında arttırarak 5.2 milyar dolara çıkarmışlardı. Bu OCC raporuyla zaten istim üzerinde olan düzenleyici zorlama adamakıllı güçlenmiş oldu. Obama yönetimi, ‘standartlaştırılmış’ tezgah-üstü (OTC) türevlerin borsalarda operasyon görmelerini ve merkezi takas sistemine girmelerini sağlamayı hedefleyen ve tüm türev piyasalarının denetimine müsade veren planını ağustos ayında açıklamıştı. Bunun ardındaki ise Beyaz Saray Mali Hizmetler ve Tarım Komitesi’nden hafifçe sulandırılmış yasa önerileri gelmişti. “KURUMLARDAN GELECEKTEKİ PEŞIN PARA AKIŞLARINI GÖZETMEK İÇİN TEMINAT YATIRMALARINI DILEMEK ÖYLE DE YERINDE KAÇMAYABİLİR. YASAL ANLAMDA OLDUKÇA KARIŞIKLIK YARATMALARININ YANI SIRA EKSTRA MALİYETLERE DE NEDEN OLABİLİRLER. Edouard Neviaski” Şu Anda Birleşik Devletler’de emtia türevleri piyasalarıyla ilgili iki kilit teklif tartışılıyor; birincisi, ‘aşırı’ spekülasyonun önlenmesi için türev pozisyonlarına bazı sınırlar getiriyor. Bu kısıtlamaların başlıca hedefi ise son birkaç sene içinde faaliyet hacminin mucizevi arttığı endeks fonları. İkinci düzenlemeyle de emtia swap’leri gibi derhal OTC piyasalarında operasyon gören emtia türevlerinin borsalarda işlem görmeye zorlanması sağlanacak fakat, bu sayede işlemlerin takası merkezi olarak gerçekleştirilebilecek. Ayrıca şeffaflığın arttırılması ve sistemik risklerin azaltılması hedefleri doğrultusunda da açıklanmış güvence oranlarına tabi olacaklar. Lüzum bankalar, lüzum piyasa katılımcıları ve gerekse de emtiaların son kullanıcıları şu anda mükemmel bir belirsizlik içindeler. ABD Temsilciler Meclisi ile Senato’su bu düzenlemelerle ilgili nihai kararını verinceye değin (ancak TheBanker dergisi baskıya bu vesileyle bu kararın en geç aralık ayında verileceği ümit ediliyordu) kritik teferruat muğlak kalmaya devam edecek. bu vesileyle Avrupa’daki piyasa katılımcıları da AB’nin sıkıştırıcı düzenleme önerilerinin sonuçlanmasını bekliyorlar. ALINGAN BİR KONU Sahiden bu bankalar açısından fevkalade hassas bir konu ve şimdilik hiç tuhaf değin sessizler. Washington, DC ve diğer politik çevrelerde pek istek görmeyen bir iddiaya göre bankalar, sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlarmış gibi görünmemek için bu düzenleme tekliflerini açıkça eleştirmekten kaçınıyorlarmış. Kıdemli bir üst seviye bankacı, “Washington ya da Main Street’de bankacılar hakkındaki başat bakış açısı malumken ileri süreceğimiz argümanların adil bir şekilde değerlendirileceğini zannetmiyoruz. Hemen bizler ‘beğenilmeyen adamlarız’” diyor. Ancak bankacılar, müşterilerine bu durumun kendi işlerine olabilecek potansiyel etkilerini anlatmaktan geri kalmıyorlar. Ve müşterileri de oldukça endişeleniyor. Credit Suisse’in millet politikası birimi başkanı ve Washington temsilcisi Mary Whalen’ın yaptığı telefon görüşmelerinden bine yakın müşterisi feci etkilenmiş. Ayrıca bu durumdan etkilenen endüstriyel ve öteki şirketler de risklerden korunmak için OTC türevlerinin kullanımına sınırlar getirilmesine karşısında veryansın ediyorlar. ABD’nin en büyük doğalgaz üreticisi Chesapeake Energy Corporation Ağustos ayında Emtia Future’leri Ticareti Komisyonu’na (CFTC), mesela 2008 Temmuz’undaki rakamları kullanarak, hemen şimdi vadesi gelmemiş 6.3 milyar dolar değerindeki doğal gaz hedge işlemlerine ayrılacak teminat tutarları için gereken heybetli peşin para paray fonlamanın “hemen hemen imkansız” olduğunu anlatmıştı. Daha da önemlisi ise 2008 Aralık ayında bu negatif pozisyonun piyasaya-tarafından-değerlendirme (mark-to-market) usulüyle artı 1.3 milyar dolara dönmesiyle gereken güvence tutarının Chesapeake’in birincil aşamada türevler kullanmasını anlamsızlaştırmasıydı. ŞİRKETLERE MALİYETİ Öteki şirketler de kendi işlerine olabilecek potansiyel maliyetlerden dem vuruyorlar. Financial Times’da meydana çıkan Avrupalı altyapılar hizmetleri devi Eon ile yapılan bir röportajda, onun defterlerinde halen faiz oranları, tanıdık olmayan para birimleri, emtia ve öteki türevlerle ilgili 150 milyar € tutarında bilanço kalemi olduğu görülüyor. Eğer Avrupa Komisyonu’nun teklifleri yasallaşmış olsaydı bu şirketin yeni kredi kanalları ve ekstra nakit rezervleri için teminatlarını 7.5 milyar € civarında arttırması gerekecekti. Böylesi bir durumda Siemens kredi kanalları veya peşin para pozisyonları için 1 milyar €’dan fazlasına ihtiyaç duyacağını belirtirken Rolls-Royce da geçen yılki teminat tutarının 2.7 milyar € olması gerektiğini söylüyor. Société Générale’in emtialar küresel başkanı Edouard Neviaski, “Kurumlardan gelecekteki nakit akışlarını korumaları için teminat yatırmalarını dilemek böylece de mantıklı yok” diyor. Teminat eksikliklerini bankacıların finanse edebileceklerini iddia etmek de aynı derecede mantıksız diye ekliyor. “Yasal olarak son derece karışık olmasının yanı sıra hedging (korunma) sürecini şirketler açısından ekonomik olmayacak derecede erişilmez kılan ekstra maliyetler de yükleyebilir” diyor. Son-kullanıcıların lobi faaliyetleri sonucunda Beyaz Saray Mali Hizmetler ve Tarım Komitesi, emtia üreticilerinin ya da son-kullanıcılarının merkezi takastan muaf tutulmalarını sağlayan bir yasa önerisi değişikliğine gitti. Ancak bankacılar ve ekonomistlerin birçok bu haliyle bile bu teklifin yasalaşması durumunda piyasadaki likiditenin azalacağına ve maliyetlerin artacağına inanıyor. O Kadar fazla insan uzun-vadeli fiyat artışlarından spekülatörlerin sorumlu tutulamayacağı ve ABD’li düzenleyicilerin spekülasyonu azaltma çabalarının tarihsel çerçevede sadece piyasaların birer tehlike yönetimi mekanizması olarak etkinliklerine zarar verdiği fikrini savunuyor. Urbana-Champaign’deki Illinois Üniversitesi Tarım ve Alıcı Ekonomisi Bölümü profesörlerinden Scott Irwin, Beyaz Saray’ın Tarım Temsilciler Komitesi’ne verdiği ifadesinde, fiyat artışlarının peşinde esas itici gücün, piyasa dinamikleri ve parasal politikalar olduğunu öne sürmüştü. Ayrıca vadeli işlemlerdeki teminatların yükseltilmesiyle genel fiyat seviyesinin düşürülebildiğini belirten tek bir kanıt bile olmadığını bahis etmişti. Irwin şöyle konuşmuştu: “Yüksek güvence zorunluluğunun belgelere geçmiş tek etkisi, trade maliyetlerini arttırarak vadeli işlemler ticaretinin hacmini düşürmesidir. Bu yüzden her ne kadar acilen tartışılmakta olan tekliflerin ticaret hacmini azaltmak suretiyle spekülasyonu düşürebileceği düşünülürse de bu önlemlerin yüksek fiyat ‘hastalığı’nı tedavi edebilme ihtimali değil denecek kadar azdır. Fakat yasal ve düzenleyici girişimlerle emtia vadeli işlem piyasalarının becerileri, ticari şirketlerin fiyat risklerinden korunma ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde uzlaştırılabilmeleri mümkündür”. BİR ŞEYLER ‘YAPMA’ GEREĞİ Mevcut teklifler yasalaşırlarsa, bankalara ve öteki emtia piyasası katılımcılarına etkileri dramatik boyutlarda olacak. Tekliflerdeki muafiyetlere karşın son-kullanıcılar gibi finans-dışı karşı-tarafa sahip olmayan swap veya öteki türev sözleşmelerinden ekstra teminatlar ve sermaye yeterlilikleri istenecektir -ki bu şart trade maliyetinin milyarlarca dolar artmasına niçin olacaktır-. Eğer hedge fonlar ve öteki spekülatörler açısından anapara maliyetleri fazla yükselirse o vakit pek çok insan onların bu piyasadan çekileceklerine ve yaşamsal likiditenin kaybolacağına inanıyor. Bankaların genel risk yönetimlerine ve hedge sözleşmelerine bindirilen ekstra maliyetler bu sefer kullanıcılara aktarılmış olacak. Irwin’inki ve aynı yöndeki diğer tanıklıklara karşın kamuoyunun riskli banka faaliyetleri üzerinde düzenleyicilerin ve politika-yapıcıların birşeyler ‘yapması’ doğrultusundaki baskısı, karşısında konulmaz derecede artıyor. Politikacılar her nedense türev piyasalarının bilhassa de OTC piyasasının hakiki ekonomiyle uyuşmadığına inanıyorlar. Bir De düzenleyiciler, bankalarda türev pozisyonlarının yoğunlaşmasının bankaların önerilen tekliflerin alıcı hedge faaliyetlerine hasar vereceği yönündeki itirazlarının içini boşalttığını iddia ediyorlar. Bazı bankalar, müşterilerin ticari işlemleriyle hiç bir bağlantısı olmayan kişisel trade hesapları tutmakla suçlanıyorlar. Bu yöndeki eleştirilere kanıt olarak OCC’nin dünyadaki bütün türev enstrümanları inceleyen eylül ayı raporunu gösteriyorlar. Burada 2’inci çeyrek itibariyle son-kullanıcının her bir dolarlık riskine karşılık türev dealer’larının 78 dolarlık nominal türev riski aldıkları yazıyor -ancak bu oran 2003 yılında 1’e 24’tü-. Keza son-kullanıcıların riskinin tüm zamanların en düşüğü olmasına karşın dealer’ların aldığı riskin bütün zamanların en yükseği olduğuna da uyarı çekiliyor. bir de ABD’deki toplam bankacılık endüstrisinin soyut değerlerinin yüzde 97’sini beş büyük ABD’li ticari bankanın temsilcilik etmesi gibi bir şart var: JPMorgan (79.94 milyar dolar); Goldman Sachs (40.478 milyar dolar); Bank of America (39.06 milyar dolar); Citibank (31.94 milyar dolar); ve Wells Fargo (5.11 milyar dolar). Bu tartışmanın hangi tarafında durursanız durun, bunların kaç tanesinin ya da ne kadarlık kısmının müşterilerle ilgili işlemler olduğunu anlamanız çok zordur. Oysa düzenleyiciler, bu değin yüksek meblağların bu kadar az bankanın elinde olmasının riskin yoğunlaşmasına niçin olmasından korkuyorlar; özellikle de OCC rakamlarında benzer beş bankanın aynı zamanda ABD’de bu endüstrinin net kredi pozisyonlarının yüzde 88’ini de üstlenmiş olduğunu gördükten sonradan. Emtia bankacıları, 2’inci çeyrekte emtia türevleri piyasasının, toplam görünmeyen türev pozisyonlarının sadece yüzde 0.6’sını teşkil ettiğini söylüyorlar. Keza eğer Bay Irwin gibi ekonomistlerin araştırmalarına inanılacaksa, ortada ne dek artı spekülatif operasyon olursa olsun, bunun emtiaların fiyatlandırılmasında fazla az etkisi olacağını ve bu gibi işleri sınırlandırmakla fiyat artışlarının önüne geçilemeyeceğini de ekliyorlar. PİYASA MEKANİKLERİ Düzenleyiciler, taraflardan birinin emtia üreticisi ya da son-kullanıcısı olduğu işlemlere getirilen muafiyetle sunulan ödünün, bu endüstrinin endişelerini gidermeye yeteceğini düşünüyorlar. Fakat bankacılar, politikacılarla düzenleyicilerin piyasanın nasıl işlediğini anlamadıklarını ileri sürüyorlar; örneğin peyderpey tanımlandığında payanda operasyon ile müşterinin işlemi aralarında böylece çok kapan bulunabilir. Mesela bir petrol üreticisine ait beş-yıllık bir West Texas Intermediate (WTI) swap’i bir bankanın kendi ticari hesaplarına girer, ama bu riski kapatmak için ardı ardına birkaç trade işlemi yapılması gerekir. BNP Paribas’ın emtia türevleri işi içinde OTC swap işlemlerinin yüzde 80’den fazla payı olduğunu belirten BNP Paribas’ın emtia türevleri başkanı Amine Bel Hadj, “Aldığınız riski hiç bir zaman iyice hedge’leyemeyeceğiniz için izleyen ticari işlemlerin hepsi de orjinal müşteri işlemiyle ilişkilidir” diyor. Bel Hadj Soulami, “Bu emtia-dışı kullanıcıları içeri almamak swap fiyatlandırmalarında fazla daha az likidite ve rekabet anlamına gelir. Ve likiditenin azalması da öteki yollardan piyasayı fazla daha istikrarsız bir ışık halkası getirebilir. Ham petrol gibi likit piyasalarda aşırı fiyat oynaklıklarından şikayet ediliyor fakat bir takım tarım ürünleri gibi likit olmayan piyasalarda da bu sefer spekülatörlerin azlığından nedeniyle benzer şart yaşanıyor” diyor. BEĞENILMEYEN SONUÇLAR OTC kontratlarının borsalarda ve merkezi değiş tokuş evlerinde yapılmaya zorlanmasından fevkalade kazançlı çıkacağı düşünülen borsalar, şaşırtıcı bir şekilde bu yasa önerilerinden hiç de heyecanlanmamış gibi görünüyorlar. ICE Europe türev borsasının COO’su ve başkanı David Peniket, her ne dek ICE’nin OTC kontratlarının yüzde 96’sından fazlası merkezi olarak değiş tokuş ediliyor olsa da bu borsada bütün OTC sözleşmelerinin illa da merkezi takasa girme zorunlulukları yok diyor. Peniket, “Zorunlu merkezi takasın çok önemli istenmedik sonuçları olabilir. ilk olarak merkezi karşısında taraflarca takas edilmeye henüz hazırlanmış olmayan işlemleri, merkezi takasa sıkmak, sadece değiş tokuş evleri açısından değil finansal sistemin kendisi açısından da riskleri arttırır. İkincisi, ticari piyasa katılımcılarından, risk yönetiminin gerektirdiklerine uymayan standartlaştırılmış kontratlar üstünde operasyon yapmalarını arzu etmek, keza şirketler ayrıca de tüketiciler açısından riskleri ve maliyetleri arttırır” diyor. Düzenlemeye uymaya zorlamanın öteki bir istenmedik sonucu ise bu gibi işlerin offshore pazarlara kaçmaya zorlanması olabilir. Barclays Capital’de emtialar benzer-başkanı Joe Gold, pek fazla bankanın sıkılaştırılmış limitlerin emtia işinin global doğasını ya da portföy etkisini yansıtmayacağından endişelendiğini ve bu durumun bankaların risklerden korunma yöntemlerini bitmiş düşünmeye başlamalarına neden olacağını söylüyor. Joe Gold, “Örneğin onu korumanın en iyi yolu WTI sözleşmeleri olduğundan Asya’da operasyon yapan bir müşterimizi gözetmek için ABD’de hedge’leyebiliriz. Oysa eğer ABD’de limitler sıkılaştırılırsa bu müşterimizi ABD yerine bu sefer Asya’da hedge’leyebiliriz” diyor. Bu yasa önerilerinin ABD’de geri tepebileceğine inanan tek insan Gold değil. Dünyanın en büyük türev borsası olan Şikago Ticaret Borsası’nın uygulamadan sorumlu başkanı Terry Duffy, geçenlerde Singapur’daki bir emtia konferansında, bu düzenlemelerin ABD’deki işleri Asya veya öteki yerlerdeki düzenlemelerin olmadığı platformlara kaydırabileceğini söylemişti. Ayrıca bu durumun düzenleyicilerin piyasaya çok daha fazla şeffaflık getirme hedefleriyle çelişeceğine de dikkat çekmişti. Örneğin Singapur, emtia talebini fiilen Asya sürüklediğinden bu bölgenin emtia ticareti merkezi olmayı istediğini söylüyor. Yeni planladığı petrol vadeli işlem sözleşmeleri ve OTC swap takası mekanizmalarıyla daha pozitif sayıda şirketi cezbetmeyi tasarlıyor. Ekim ayında Reuters, Singapur’un düzenleyici kurumu olan Singapur Para Otoritesi’nin (MAS) spekülasyonu ve volatiliteyi frenlemeyi amaçlayan ABD’deki dayatmacı sıkı kuralları izlemek yönünde pek de hevesli olmadıklarını söylediklerini duyurdu. The Banker’ın iletişime geçmesinden sonra da şöyle bir yazılmış tanımlama yaptılar; Dikkate alacağımız her türlü düzenleyici değişiklikler için piyasa katılımcılarına danışacağız. GELIŞEN ŞEFFAFLIK Bay Duffy’nin saydamlık hakkındaki hassasiyetine emtia bankacılarının çoğu katılıyor. Şeffaflığı artıracak veya bir borsadaki OTC işlemlerine standartlık kazandıracak kurallara veya süreçlere hiç bir bankacının itiraz etmediği gözlemleniyor. Société Générale’den Neviaski, “Bu piyasa gizli saklılıktan fazla çektiği için daha saydam bir piyasa fikrine tüm kalbimizle katılıyoruz” derken keza daha iyi raporlama sistemlerinin sadece bankalardan yok piyasa katılımcılarının hepsinden istenmesi gerektiğine de uyarı çekiyor. Credit Suisse’de global emtialar başkanı Adam Knight, düzenleyicilerin başarmayı istediklerinin çoğunun gerçekten CFTC’nin yaptığı gibi mevcut süreçlerin orasından burasından çekiştirilmesiyle halledilebileceğini söylüyor. Bu süreç, çoktan başlamış bile zira Eylül ayı itibariyle CFTC yönetilen paranın ve swap’lerin haftalık bazdaki “trader taahhütnamesi” raporları şeklinde bildirilmesini zorunlu kılarak endeks yatırımları ve vadeli operasyon sözleşmeleri de dahil almak üzere piyasadaki faaliyetler hakkında çok daha granüler bilgiler edinilmesini sağlamış durumda. Knight, “Düzenleyicilere her bir firmanın neler yaptığının ve piyasa genelinde neler olup bittiğinin net bir resmini sunan özel raporlar gibi mekanizmalar yoluyla bankaların faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermeyi istiyoruz. Bu sayede düzenleyicilere bir firmanın kendi hesabına fazla işlem yapıp yapmadığı ya da trade faaliyetinde gereksiz aşırılıklara kaçılıp kaçılmadığı hakkında net bir çerçeve sunulabilir” diyor. HEDEFTE BÜYÜK BANKALAR MI VAR? Bazıları bu yasa tekliflerinin pozisyon limitlerini empoze ederek fiilen emtia işinin en üst sıralarındaki Goldman Sachs ile Morgan Stanley’in düopolünü yıkmayı amaçladığından kuşkulanıyor. Bu işten en büyük vurgunu yiyeceklerin en büyük şahsi trade hesaplarına sahip şirketler olacağına hiç şüphe yok kuşkusuz. Bu işten en kazançlı çıkacaklar arasında ise Société Générale ve BNP Paribas gibi kendi emtia platformlarını yeni yeni kurmaya başlayanların olacağı da emin. BNP Paribas’dan Bay Bel Hadj Soulami, bu bankanın işlerinin en büyük kısmını hedge sözleşmelerinin oluşturduğunu ve asla limitlerin yanına bile yaklaşamadıklarından daha önlerinde gidecek çok yolları olduğunu söylüyor. Fortis’i ve sahip olduğu emtia şirketini birlikte satın almasına güvenen bu banka, gelecek üç yıl içinde emtia gelirlerini ikiye katlamayı planlıyor. Goldman Sachs ise hiç de öyle iyimser görünmüyor. CFTC’ye verdiği ifadesinde bu piyasanın sadece emtia fiyat risklerini yönetme deneyimi veya bilgisi yüzünden değil lakin “düzenleyici pozisyon limitinin aşağı çok yeri olan bankalar” yüzünden de “parçalanabileceğini” söylemişti. Piyasa katılımcılarının çoğu emtia spekülatörlerine aleyhinde olan bu tutumu en iyi ihtimalle derme çatma olarak değerlendiriyor. Üstelik ABD ekonomisine sadece hasar vermek olarak da görüyorlar. Böylece fazla bankacı, “aşırı kompleks ve sıkıntılı” bir düzenleyici etraf yaratarak, ABD’nin rekabetçi özelliğini tanıdık olmayan finansal hizmet tedarikçilerine kıyasla ciddi derecede düşürdüğünü ileri sürdükleri 2002 düzenlemelerine atıfda bulunarak, mevcut yasa tekliflerini, “emtia piyasasının Sarbanes-Oxley’i” olarak tanımlıyorlar. Bankacılar, her emtianın güya çiğ petrolmüş gibi muamele gördüğü “herkese-tek-gövde” politikasına karşılar ve belli başlı tehlikenin likiditesi düşük ve kolaylıkla terk edilebilecek belirsizliklerle doymuş piyasalarda yattığını söylüyorlar. Oysa buna karşın bankacıların birçok daha sağlam raporlamalar ve COT raporlarındaki kategorilerin genişletilmesiyle şeffaflığı arttıracak duyarlı düzenlemelere uymaktan son derece mutlu olacaklarını da belirtiyorlar. Oysa bugüne kadar yapılan tartışmalara dayanarak piyasa katılımcılarının pek de iyimser olmadıkları söylenebilir. Mevcut durumu, bir bankacı şöyle tanımlıyor: “En hasar verici durumun 10 olduğu, 1’den 10’a dek olan bir puan cetvelinde ben bizzat sonucun sekiz ya da dokuz olmasını bekliyorum”.

30 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.