Blog

Bağımsız ülkelerden gelen endişeler uzun gölgeler bırakıyor

  Blog    3 Ocak 2019
Yorum Yok

Bağımsız ülkelerden gelen endişeler uzun gölgeler bırakıyor
BATI AVRUPA / YUNANİSTAN BANKACILIK SEKTÖRÜ BAĞIMSIZ ÜLKELERDEN GELEN ENDİŞELER UZUN GÖLGELER BIRAKIYOR Finansal kriz öncesinde Yunanistan’ın önde gelen bankaları oldukça muhafazakar iş modelleri uyguluyorlardı fakat piyasalar, hükümet borçlarının ekonomik krizin yönetimini şirazesinden çıkartmasından korkuyorlar. Philip Alexander / The Banker (Ekonomist Dergisi) Oysa Ki herşeye eşit mesafede yaklaşılmalı, o vakit Yunan bankacılık sektörünün de dinç olması gerekir. Izafi olarak ufak olan bu oyun alanında sahipleri lokal olan dört büyük banka, sahipleri tanıdık olmayan olan öteki birkaç ufak bankayla rekabet halindeler. Ne Birleşmiş Krallık gibi rekabeti engelleyen ve bakımlı bir alana hapseden devlet kontrolündeki bankalar, ne ‘dediğim dedik’ diyen dev bir varlık, ne de Almanya’daki verimsiz çalışan bankalar ortamındaki gibi bu sektör ufak ve verimsiz çalışan bankalar aralarında paylaştırılmıştır. Finansal kriz öncesinde Yunan bankalarının en fazla istek ettiği iş modeli, kendi memleketlerinde muhafazakar davranmaktı. Yunanistan’ın “en büyük dörtlerinden” biri olan Eurobank EFG Group’un başekonomisti Gikas Hardouvelis, “Diğer ülkelerdekinin aksine Yunan bankaları krizi çıkaranlar yok, onun mağdurlarıdır” diyor. Hardouvelis, 2009 Kasım’ında Yunanistan’daki toplam kredi/mevduat rasyosunun yüzde 81.3 olmasına karşın, sermaye/aktifler rasyosunun ise AB ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu söylüyor. Kriz öncesinde Yunanistan’daki bankaların kar oranları AB ortalamasının öyle üstündeydi ancak, Yunan bankaları AB’nin tamamındaki negatif etkin/getiri oranına (ROE) karşılık yüzde 10’dan artı bir getiri sunuyorlardı. Oysa maalesef ki herşeye eşdeğer yaklaşılmıyor. Büyük bir şanssızlık eseri olarak 2009 Ekim’inde, yeni seçilmiş George Papandreu hükümetinin, gayri safi yurt içi hasıla (GDP) rakamını yüzde 12.7 oranında artmış gibi göstererek bütçe açığının iki katından artı arttığını gizleme çabalarının deşifre olduğu günden bu yana, yatırımcılar getirileri yüzde 4 ile yüzde 7 aralarında kesik kesik Yunan hükümet tahvillerine 2010 Şubat ayı itibariyle muhteşem ihtiyatlı yaklaşıyorlar. TEHDİTKAR BÜTÇE RAKAMLARI Üç büyük kredi sınıflandırma kuruluşundan ikisi şu anda bu milli devletin kredi notunu “A-” derecesinin altına çekmiş durumda. Bu anekdot seviyesi Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) repo likiditesi işlemlerinde kabul edebileceği senet teminatı notları açısından kritik bir nokta. ECB yakın geçmişte bankaların mali krizi atlatabilmeleri için bu eşiği geçici olarak “BBB-” seviyesine çekmişti ancak bu muafiyetin süresi 2010 sonunda doluyor. Bu durumda üçüncü kredi derecelendirme kuruluşu olan Moody’s’in Yunan bankalarının kendi hükümet tahvillerini 2010 sonrasında da güvence olarak göstermelerinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin kararı fevkalade yük arzediyor. ————————— YUNANİSTAN’IN KARARLILIK VE ARTIŞ PLANINI AB’NİN DE ONAYLADIĞI VE İZLEDİĞİ HALİYLE UYGULAMASIYLA; KURALLARA TARAFINDAN OYNAMANIN GETİRDİĞİ AVANTAJLARIN, ANALİSTLERİN YORUMLADIĞI DEZAVANTAJLARINDAN ÇOK DAHA AĞIR BASTIĞI GÖRÜLECEKTİR. – George Papaconstantinou ——————— Yunan Maliye Bakanı George Papaconstantinou, çok net bir şekilde görüldüğü üzere Papandreu’dan aldığı tam destekle mükemmel bir velvele kopartıyor. Bütçe açığının kapatılması için 2010 Şubat’ında ortaya daha da ileri kısıntılara gidilebilecek sıkı bir istikrar ve çoğaltma planını (SGP) sürdü. Ve ayrıca bütçe açığı rakamını sakladığı için bütün gözlerin üzerinde olduğu devlet istatistik enstitüsünün bağımsızlığını vaat eden sözler de verdi. The Banker göre kendisine ocak ayındaki bir konferansta yöneltilen, hükümetin üstünde Moody’s ve ECB göre sallandırılan ‘Demokles’in kılıcı’ hakkında soru sorulduğunda ise, o her iki kuruluşla birlikte Yunanistan’a böylesine gaddarca davranan yatırımcıları da suçlamamaya itina göstermişti. Papaconstantinou, “Son günlerde olan bitenlere bakarsanız Yunan hükümet tahvillerinde yüksek getirilerin garanti altına alındığını görürsünüz. Ama SGP’nin AB’nin de onayladığı ve izlediği haliyle uygulanması ve ekonomik reformların tez geçirilmesiyle, kurallara kadar oynamanın getirdiği avantajların, analistlerin yorumladığı üzere dezavantajlarından fazla daha ağır bastığı görülecektir” diyor. Bu analislerden biri de, daha önce IMF’de çalışmış ama bugün İsviçreli varlık yönetimi şirketi IJ Partners’da kıdemli yatırım stratejistliği yapan Miranda Xafa. O da Bakan Papaconstantinous’un iyi niyetinden katiyen kesin olmama duymuyor fakat piyasada Yunan hükümetinin dış yardım almaksızın bu sorunun üstesinden gelemeyeceği yönündeki korkularından dem vuruyor. Özellikle de Nisan ve Mayıs 2010 tarihlerinde vadesi dolan ve ötelenmeleri gereken 10’ar milyar Euro’luk itfaların geleceği hakkında endişeleniyor. Xafa hem, SGP’nin “faiz oranları ve GDP artma oranları arasındaki differansiyele dayandırılan varsayımlara karşı fazla hassas olduğu” gerçeğine de uyarı çekiyor. Yunanistan artık bir Euro bölgesi üyesi olarak kendi faiz oranları üstünde hiçbir kontrole sahip olmadığı için bu husus özellikle endişelendirici bir nokta oluyor. Çünkü ağır daraltıcı finansal politikalar yüzünden Yunan ekonomisi yavaş büyüse bile, Almanya gibi çekirdek Euro bölgesi ekonomileri enflasyonu alıkoymak için faiz oranlarını yükseltebilirler. Xafa’nın hesaplamalarına tarafindan; eğer bu Faiz oranı/çoğalma differansiyeli yüzde 3 seviyelerine yükselirse, o süre mevcut borç yükünün istikrarlaşmasından bahsedilemez. Şu günlerde piyasalarda, Avrupa bölgesindeki Yunanistan’ın ortaklarından parasal destek karşılığında öyle aman aman taahhütler istemediği konusunda herkes anlaşmaya varılmış. LİKİDİTE SORUNU Yunan bankalarının Xafa’nın da dikkat çektiği asgari bir tasarruf kalemi mevcut. “Yunan hükümet tahvillerinin Yunan bankacılığındaki aktiflere oranı yalnızca yüzde 8 civarındayken, tahvillerin takriben yüzde 70’i tanıdık olmayan yatırımcıların elinde” diyor. Fakat hükümet tahvillerinin getirilerinin yükselmesi Yunan bankalarını bu sefer yükümlülükler tarafında sıkıştırıyor. ———————— “YUNAN BANKALARININ ÖNÜMÜZDEKİ İKİ YIL İÇİNDE DÖNDÜRMELERİ GEREKEN TOPLAM BORÇ GEREKSİNİMİ, 12 MİLYAR EURO” ————————– Dört büyük banka kendi zengin likidite pozisyonlarını Güney Doğu Avrupa’daki (SEE) büyümelerini fonlamak için kullandığından bu nokta çok önemli. Eurobank EFG başekonomisti Hardouvelis’e göre, Yunan bankacılık gruplarının yabancı hesapları da dahil elde etmek üzere toplam kredi/mevduat rasyoları yüzde 105’e ulaşmış durumda, ama bu SEE’deki iştiraklere ne kadar çok likidite pompalandığının bir göstergesi. UBS’de Yunan ve Türk bankaları araştırmaları bölüm başkanı olan Alexander Kyrtsis’e kadar de, krizin patladığı 2008 yılında Yunan bankalarının Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerdeki kredi/mevduat oranları yüzde 200’ler kadar yüksek seviyelerdeydi. Sonuçta; önde gelen Yunan bankalarının önümüzdeki iki yıl içinde döndürmeleri gereken toplam borç gereksinimleri 12 milyar Euro civarında. Bu ülkenin en büyük bankası olan Yunanistan Ulusal Bankası’nın CFO’su Anthimos Thomopoulas, bu işin “Yunan hükümetinden gelen bir ihraçlar dağına ve Euro bölgesindeki diğer ihraççıların taleplerine karşın” başarılması gerektiğinin altını çiziyor. Thomopoulos, spread’lerin daha da pozitif açılmayacağı varsayılsa bile, fonlama maliyetlerindeki 300 veya 400 baz puanlık yükselişin dört büyük banka açısından 360 ile 480 milyon Euro aralarında değişen ekstra bir maliyet seslenmek olacağını ve bu rakamın laf konusu bankaların 2009’un birincil dokuz ayındaki toplam kazançlarının yüzde 20’sine tekabül ettiğini söylüyor. Herkesin bildiği üzere; Yunan bankaları kendi esas gruplarının başarıları ve karlarının gücü için ağırlıklı olarak ECB’nin repo işlemlerine güvendiklerinden, piyasada onun bir başka yerel ya da tanıdık olmayan mülkiyetindeki kredi vericiyi satın alabileceği yönünde yaygın bir spekülasyon dolaşıyor. Oysa bu sektörde konsolidasyon ya da kalkınma süreci fevkalade yavaş işliyor. 2002’deki NBG ve Alpha Bank ile 2007’deki Marfin ve Piraeus arasındaki şirket evliliği süreçleri halen sonuçlandırılabilmiş değil. Büyük bankaların şube ağlarını kopyalama suretiyle giriştikleri aynı ve herzamanki modelleri yüzünden şirket bileşmeleri ve satınalmaları faaliyetlerinden (M&A) istenen verim bir türlü alınamıyor. UBS’den Alexander Kyrtsis, “Elastikiyeti fevkalade düşük olan işgücü piyasası yüzünden şube kapatmanın oldukça güç olması sebebiyle, maliyet bazında sinerjiler yaratılması gitgide artarak zorlaşıyor. 400 tane şubenin kapatılmasının gerektiği NBG ve Alpha birleşmesi örneğinde, bu sayının öyle ya da böyle Alpha’nın bütün şube ağına denk gelmesi yüzünden kamuoyunda yaratılacak negatif etkiden korkulduğu için bu birleşme bir türlü gerçekleştirilemedi” diyor. BNP Paribas Yunanistan’ın CEO’su Arnaud Tellier, yatırım bankacılığı veya leasing finansmanı gibi potansiyel alıcıları cezbeden ihtimali düşük tek tek birimlerin satışının da sınırlı bir kapsamı olacağını ileri sürüyor. NBG, 2009 yılında Goldman Sachs’a kendi National Insurance iştirakine alıcı bulma şartını getirmişti ancak bu arayışı onun son derece negatif piyasa şartlarından borçlanmasıyla sonuçlanmıştı. YABANCI İŞTAHI EKSİKLİĞİ Bilhassa Emporiki’deki stratejik zorluklar ışığında yabancı oyuncuların satınalma iştahlarının yüksek olduğunu bildiren sinyâl sayısı çok az. Tanıdık Olmayan mülkiyetindeki bir bankanın leasing aktiflerini satın almaya çalışan NBG vakasından da anlaşılacağı üzere, mevcut süreç tam tersi istikamette ilerliyor gibi görünüyor. UBS’den Kyrtsis, Yunanistan’da, iki ya da üç lider oyuncunun tahakkümündeki İsveç ya da Avusturya gibi benzer ölçekteki bankacılık piyasalarıyla karşılaştırıldığında, uzun vadede halen konsolidasyon seçeneğinin gündemde kalabileceğini söylüyor. “Bu sayede Yunanistan dış dünyada rekabet edebilen reel bir milli şampiyon türüne sahip olabilir” diyor. BALKANLAR’DA PAYLARI DÜŞÜK Yunan bankalarının denizaşırı ülkelerde net bir şekilde kritik ağırlıkları olmadığı için SEE bölgesindeki faaliyetleri de M&A etkinlikleri açısından mercek altına yatırılıyor. Her ne kadar Yunan bankalarının ellerindeki aktiflerin yüzde 20’si SEE varlıklarından oluşuyorsa da, Balkan ülkelerindeki göreceli pazar payları bundan bir hayli düşük. Kyrtsis’e tarafindan toplam pazar payının yüzde 28’inin dört büyük Yunan bankasının elinde olduğu Bulgaristan’da, bu bankaların toplam birleşik payı ülkedeki en büyük tek oyuncunun pazar payını geçebiliyor (Bulgaristan örneğinde UniCredit’in). Teorik olarak bankaların SEE iştiraklerinin kapitalizasyonunu, 2009 Mart’ında bu bölgedeki aktif bankalar ile çokuluslu kreditörler aralarında uzlaşılmış Viyana Sözleşmesi’ne kadar, belirtilmiş bir seviyede tutmayı vaat etmeleri gerekiyor. SEE bölgesindeki en büyük çokuluslu kreditör olan Avrupa Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Bankası Başkanı Thomas Mirow, Ocak 2010’daki bir konferans sırasında Yunan bankalarının o güne değin bu anlaşmaya harfiyen uyduklarını söylemişti. “Eğer Yunanistan’daki şart kötüleşmeye devam ederse potansiyel riskler tekrar tekrar olacaktır ancak biz demin Doğu Avrupa bölgesine doğru bir dağılma görmüyoruz; yani Yunan bankalarından para çekilmesi ya da mevduatların azaltılması gibi bir olayla karşılaşmadık” diyordu. Doğu Avrupa bankacılık hukuku uygulamaları uzmanı bir şirket olan Wolf Theiss’in ortaklarından Markus Heidinger de, fiyatların kriz öncesi zirvelerinden oldukça aşağıya indiğini, bu şartlarda keza İspanyol Santander’in ayrıca de Deutsche Bank’ın bu bölgede yeni şirket satın alımlarıyla ilgilendiklerinin işaretlerinin görüldüğünü söylüyor. Önerge verenler arasında Asyalılar kadar, oldukça güçlü duran Türk bankaları da olabilir. Ancak UBS’den Kyrtsis, Yunan bankalarının şu lahza satılmalarının ardında kısa ya da uzun vadeli bir mantık aranmaması gerektiğini söylüyor. Bankacılığın yeterince gelişmediği SEE ekonomilerindeki potansiyel uzun vadeli artiş oranları Yunanistan’dakilerden fazla daha yüksek. Ve Yunan bankacılığının likidite ile sermaye gereksinimi yeni bir baskının altına girse bile gelişmekte olan ülkelerdeki Avrupalı iştiraklerin satılmasıyla (Türk Finansbank’taki yüzde 95’lik NBG’nin payı haricen) çok cüzi bir miktarda sermaye artışı sağlanabilecektir. Kyrtsis, defter değerinin 1.5 katı olacağını varsayarak hesapladığı Eurobank’ın Romanya’daki yüzde 5’lik payının satmak değerinin yalnızca 360 milyon Euro edeceğini ve bu rakamın Eurobank’ın 84 milyar Euro’luk bilançosunda dikkate bile alınmayacak dek küçük olduğunu söylüyor.

1 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: