Blog

2010’un ekonomik görünümü

  Blog    8 Ocak 2019
Yorum Yok

2010’un ekonomik görünümü
Hemencecik Söyleyelim; demin açıklanmadı ama 2009’un son çeyreğinden artma sinyalleri geliyor ve bunun 2010 yılına sarkmaması için bir niçin görünmüyor. Artış ne olabileceğine gelince… Tahminlerimiz, hükümetin yüzde 3.5’luk program hedeflerinden biraz yüksek. ‘Baz etkisi’nin de gücüyle artış oranının yüzde 4-5 aralarında olabileceğini varsayım ediyoruz. Orhan Karaca/ Ekonomist Ekonomide 2009 yılına resesyonda girmiştik. 2010 yılına ise resesyondan çıkmış ve büyümeye dönüş yapmış bir ekonomiyle giriyoruz. Esasında yayınlanan en son ulusal kazanç verileri, hala ekonomide küçülmenin sürdüğünü gösteriyor. Ama bu veriler 2009’un üçüncü çeyrek dönemine ait. Öncü göstergelerden 2009’un dördüncü çeyrek döneminde ekonominin bitmiş büyümeye başladığı sinyalini alıyoruz. Dördüncü çeyrekte başlayan bu büyüme 2010 yılına da sarkacak gibi görünüyor. Bu sadece bizim tahminimiz değil, ekonomik kamuoyunda da beklentiler çoğunlukla bu yönde. Yalnız 2010’da büyümenin ne dek olacağı konusunda beklentilerde azıcık farklılaşma var. Beklentiler, çoğunlukla hükümetin hedefi olan yüzde 3.5’e yakın bir büyümeye göze çarpan ediyor. Lakin “baz etkisi”nin gücüyle 2010’da büyümenin daha yüksek olabileceğini varsayım edenler de bulunuyor. Bazdan gelen büyüme Ekonomide 2009’un dördüncü çeyrek döneminde yaşandığını tahmin ettiğimiz artış, daha çok “baz etkisi”yle alakalı. Bu baz etkisi, 2008’in aynı döneminde ekonominin imal hacminin olağan seviyesinin çok altına inmesinden kaynaklanıyor. Hatırlanırsa, o dönemde küresel ekonomideki finansal kriz had safhaya varmış, bu da dünya ticaretinde büyük bir çökme yaratmıştı. Dünya ticaretinin çökmesi, birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de ekonominin dibe dürüst yollanmasına yol açmıştı. Bu çöküşün atlatılması ve ekonominin imal hacminin alışılagelmiş seviyesine doğru yaklaşması halinde, 2009’un benzer döneminde her yerde artış yaşanacağı daha o zamandan belliydi. Nitekim gerçekleşme de tıpkı böyle oldu gibi görünüyor. 2009’un dördüncü çeyrek döneminde ekonominin tekrar büyümeye başlamasını sağladığını varsayım ettiğimiz bu baz etkisi, 2010 yılının büyük bölümünde de bizimle birlikte olacak. Özellikle yılın birincil çeyreğinde bu baz etkisiyle yükselme fazla yüksek seviyelere çıkacak. Çünkü 2009’un ilk çeyreğinde ekonomi dibe vurmuş ve yüzde 14.7’lik küçülme yaşanmıştı. 2009’un ikinci çeyreğinde yüzde 7.9’luk küçülme olduğundan, 2010’un ikinci çeyreğinde de baz etkisinin artma üzerindeki etkisi epeyce kuvvetli bir şekilde hissedilecek. 2010’un ikinci yarısında ise baz etkisinin gücü yavaşça kesilecek. Fakat tahminimize tarafından yılın ilk yarısındaki baz etkisi, 2010’da yüzde 4-5 aralarında bir büyümenin yaşanmasına yetecek. Enflasyonda dalgalı seyir 2010’da büyümeyi olumlu etkileyecek olan baz etkisi enflasyon üzerinde ise aksine bir etkide bulunacak. 2009’un özellikle birincil aylarında enflasyon oranları çok düşük düzeylerde gerçekleştiği için, bu yıl benzer aylarda enflasyonda yükseliş yaşanacak. Tahminimize kadar, daha şubat ayında takvim enflasyon yüzde 7’nin üstüne kadar çıkacak. Merkez Bankası da bu baz etkisinin haberdar olduğu için, 2009’un son aylarına içten yaptığı açıklamalarda buna değinerek kamuoyunu enflasyondaki bu cins bir yükselişe hazırlamaya çalıştı. Fakat Merkez Bankası enflasyonda baz etkisinden kaynaklanan yükselişin geçici olacağını düşünüyor. Özellikle 2010’un ikinci yarısında enflasyonun her yerde düşüş eğilimine gireceğini ve yılı yüzde 5.4 düzeyinde, yani bugünkü seviyesine yakın bir yerde bitireceğini tahmin ediyor. Merkez Bankası’nın bu enflasyon tahmini, 2010’da ayrıca küresel ekonomide ayrıca de Türkiye ekonomisinde yavaş bir büyümenin gerçekleşeceği varsayımına dayanıyor. Bu yavaş çoğaltma sebebiyle iç ve dış talep koşulları ile petrol ve emtia fiyatlarında enflasyonu yükseltici bir gelişmenin yaşanmayacağı düşünülüyor. böylece enflasyona sadece baz etkisinden kaynaklanan dalgalı bir rota çizilmiş bulunuyor. Bizim tahminimiz 2010’da enflasyonun Merkez Bankası’nın tahmininden birazcık daha yüksek ve yüzde 6.5 dolayında gerçekleşeceği yönünde. Çünkü büyümenin biraz daha yüksek olacağını tahmin ediyor ve bunun da enflasyona yansımasını bekliyoruz. İşsizlikteki yükseliş kalıcı 2008-2009 resesyonu Türkiye’de işsizlik oranında takriben 4 puanlık bir sıçrama yarattı. Tahminimize kadar, 2009 yılında işsizlik oranı takvim ortalama olarak yüzde 14.5 civarında çıkacak. 2010’da ekonomideki artma işgücü piyasasına yeni girişleri karşılayabilecek düzeyin üstüne çıkamayacağından, işsizlik oranındaki bu yükselişin kalıcı olacağını tahmin ediyoruz. Hatta işsizlik oranında bir arz daha yükseliş olması ve 2010’da yüzde 15 civarında gerçekleşmesi olasılığı da var. Esasında hükümetin tahmini de büyük ölçüde bu yönde. 2010 Yılı Programı’na kadar, işsizlik oranı için hükümetin 2009 yılı gerçekleşme tahmini yüzde 14.8 iken 2010 yılı hedefi ise yüzde 14.6 düzeyinde bulunuyor. Ekonomide baştan hızlı artma oranlarına geri dönülemezse, işsizlik oranı sonraki yıllarda da bu seviyelerde kalmaya devam edecek. Çünkü genç bir nüfusa sahip olduğumuz için her sene işgücü piyasasına 500 bin civarında antre oluyor ve bu yeni gelenleri istihdam edebilmek için bile yüzde 5-6 civarında bir çoğaltma gerekiyor. Büyümeyi daha yüksek seviyelere çıkaramadığımız için 2001 krizi sonrasında yüzde 10’un üzerine çıkan işsizlik oranını da bir türlü eski seviyesi olan yüzde 7 dolayına indirememiştik. Bu şartlar aşağıda, Türkiye’deki bu nüfus istatistiklerine göre inşa değişene kadar, ekonomideki her tökezleme işsizlik oranında kalıcı bir yükselişle sonuçlanacak gibi görünüyor. Dış ticaret yükselecek Küresel resesyonun etkisiyle 2009’da çöküntü yaşanan dış ticarette 2010’da yükseliş bekleniyor. Hükümetin hedeflerine tarafından 2010’da ihracat 107.5, ithalat ise 153 milyar dolar olacak. Bu dış ticaret hedefleri, büyüme hedefiyle düzenli görünüyor. Ama biz büyümeyi daha yüksek beklediğimiz için ihracatın ve ithalatın da daha yüksek gerçekleşeceğini varsayım ediyoruz. Tahminlerimize kadar ihracatın 120, ithalatın ise 170 milyar dolara ulaşması pekala muhtemel görünüyor. 2010’da ihracatımız dünya ticaretinin yeniden büyümeye başlamasıyla yükselecek. İthalatımız ise ekonomideki büyümenin gerektirdiği hammadde ve aramalı ihtiyacı nedeniyle yükselişe geçecek. İthalatın ihracattan daha çabuk yükselmesi sebebiyle, 2010’da cari açık da her tarafta yükseliş ivmesine geri dönecek. Hükümet 2010 yılında cari açığın ulusal gelire oranla yüzde 2.8 olarak gerçekleşmesini bekliyor. Fakat ekonomideki büyümenin hedeflenenden daha hızlı olmasıyla, bize bu oran en azından yüzde 4’ü bulabilecek gibi görünüyor. Dış ticaretle bağlantılı olan kurlara gelince, hükümetin 2010 yılı hesaplarını 1.60 liralık bir ortalama dolar kuruna kadar yaptığını görüyoruz. Açıkçası dalgalı kur sisteminde kurların nasıl seyredeceğini öngörmek böylece imkan dahilinde değil. böylece 2010 yılı hesaplarını bugünkü düzeyine (1.50-1.60 arası) yakın kurlar üzerinden yapmakta avantaj var. 2010’da orta karar bir büyüme performansı beklediğimiz için Türkiye’ye anapara girişinin kurları artı aşağılara itecek değin güçlenmesi zorlama görünüyor. Bütçe kritik Resesyon nedeniyle aidat hasılatının düşmesi, yerel seçimin de etkisiyle harcamaların ise hız kesmeden yükselmeye devam etmesi, 2009’da bütçe açığında bir tırmanışa niçin oldu. Hükümetin hedefi bütçeyi orta vadeli bir perspektifte toparlamak olduğundan 2010 yılı için bu alana fazla yüklenilmiş yok. Bütçe açığında hafif bir düşüş hedefleniyor ve bu nedenle borç stokunun da bir tedarik daha yükseleceği tahmin ediliyor. Bütçede bu hedeflere riayet edilmesi halinde çok büyük bir sorun çıkmasını beklemiyoruz. Ama bir erken tercih gibi bütçeyi delecek bir gelişme ortaya çıkarsa işler karışabilir. Hazine’nin öngörülenden daha artı borçlanmak zorunda kalması mutlaka faizlerde yükselişe niçin olur ve ekonomideki canlanmanın önüne geçebilir. Bizim tahminimiz 2010’da bir erken tercih olasılığının düşük olduğu yönünde. Konjonktürdeki gelişmeleri dikkate alırsa, hükümet için seçimleri alışılagelmiş vaktinde yapmak daha ayrıcalıklı olacaktır. Ama son birkaç yıldır siyasi etraf adamakıllı gerildiği için her an her şeyin olması ihtimali var. bu nedenle bu cins bir olasılığın da tamamen gözden uzakta tutulmaması gerekiyor. ÜÇ GÖSTERGEDE BEKLENTİLER HEDEFLERE YAKIN Ekonominin üç önemli göstergesinde hükümetin 2010 hedefleri ve beklentiler şöyle: * Büyümede hükümetin hedefi yüzde 3.5 düzeyinde bulunuyor. Beklentiler de başlıca bu düzeye yakın. IMF ve OECD’nin artma tahminleri benzer ve yüzde 3.7 düzeyinde. Avrupa Komisyonu, birazcık daha düşük ve yüzde 2.8’lik artma bekliyor. Buna karşılık “baz etkisi”nin gücüyle 2010’da hükümetin hedefinden daha yüksek bir büyümenin gerçekleşebileceğini düşünenler de bulunuyor. Örneğin Fortis Bank’ın artma tahmini yüzde 5’yi buluyor. Ekonomist Araştırma Birimi (EAB) olarak biz de bu baz etkisine güveniyor ve 2010’da yüzde 4-5 arasında bir büyümenin olası olduğunu düşünüyoruz. * Enflasyonda 2010 yıl sonu için hükümetin hedefi yüzde 5.3 düzeyinde. Esasında enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesindeki resmi enflasyon hedefi yüzde 6.5 ile daha yüksek düzeyde bulunuyor. Fakat hükümet nedense 2010 Yılı Programı’na, bu devlete ait gaye yerine, Merkez Bankası’nın söz konusu program hazırlanırken mevcut olan 2010 yılı tahminini koymuş durumda. Beklentilerin ise 2010 Yılı Programı’ndaki bu hedefin biraz üzerinde fakat enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesindeki hedefe yakın düzeyde olduğunu görüyoruz. * Cari açığın ulusal gelire oranı için hükümetin hedefi yüzde 2.8 düzeyinde bulunuyor. OECD ile Avrupa Komisyonu’nun tahminleri, hükümetin hedefiyle iyice aynı. Büyümenin hedeften daha yüksek olacağını düşünenlerin beklentisi ise cari açığın da daha yüksek olacağı şeklinde. Çünkü Türkiye’de ekonomideki çoğalma hızlandıkça cari açık da gerekli olarak artıyor. Cari açığın ulusal gelire oranı için Fortis Bank’ın tahmini yüzde 5.1’i buluyor. EAB’nin bu konudaki tahmini ise yüzde 4 düzeyinde bulunuyor. DÜNYADA ARTIŞ YAVAŞ OLACAK 2008’de resesyona giren dünya ekonomisi, 2009’a bu resesyonun derinleştiği bir ortamda girmişti. Bu resesyon 2009’un ortalarına kadar sürdü ve yılın ikinci yarısında çıkış başladı. Bu gelişmede bilhassa gelişmiş ülkelerde para ve maliye politikalarının tamamen gevşetilmesinin büyük etkisi oldu. IMF’nin tahminlerine kadar 2009 yılında dünya ekonomisi yüzde 1.1 küçüldü. 2010 yılında ise dünya ekonomisinin tekrar büyümesi bekleniyor. Oysa bu büyümenin fazla çabuk olmayacağı ve 2008’deki düzeyine yakın gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2010 için beklenen çoğalma oranı yüzde 3.1 düzeyinde. 2008’de dünya ekonomisi yüzde 3 büyümüştü. 2004-2007 aralarında ise dünya ekonomisindeki çoğalma yüzde 5 civarındaydı. 2010’da gelişmiş ülkelerde beklenen artma oranı dünya geneli için beklenenden daha düşük ve yüzde 1.3 düzeyinde. Dolayısıyla dünya ekonomisindeki büyümenin daha çok gelişmekte olan ülkeler göre sürükleneceği tahmin ediliyor. Yalnız burada Çin faktörü egemen çıkıyor. 2009’da tüm dünya resesyondayken bile yüzde 8.5 büyüdüğü tahmin edilen Çin’in 2010’da da yüzde 9 büyümesi bekleniyor. 2010’da Euro Bölgesi’nde beklenen büyümenin yüzde 0.3’e değin düşmesi, ihracatımızın yaklaşık yarısını bu bölgeye yaptığımız için, bizim açımızdan öyle iyi bir haber oluşturmuyor. İhracatçılarımızın 2010’da gelişmekte olan ülkelerdeki yeni pazar arayışlarını tekrar sürdürmesi gerekecek gibi görünüyor. Dünya ekonomisindeki yavaş büyüme beklentisi nedeniyle dünya ticaretinde beklenen artma de düşük. 2009’da tam bir çökme yaşamış dünya ticaretinin 2010’da sadece yüzde 2.5 büyümesi bekleniyor. Dünya ekonomisindeki yavaş artış beklentisinin tek olumlu yansıması enflasyonda görülüyor. Bu yavaş büyüme sebebiyle petrol talebindeki artışın da düşük kalması ve dolayısıyla petrol fiyatlarındaki artışın akılcı seviyede gerçekleşmesi bekleniyor. Bu gelişmenin de enflasyonda çok fazla bir değişiklik olmamasını sağlayacağı varsayım ediliyor. Bütün dünyada para politikasının fazla gevşetilmesiyle rekor düşük seviyelere düşen faizlerin ise 2010’da bir tedarik yükselmesi bekleniyor. Ancak bu yükselişin sınırlı düzeyde kalacağı öngörülüyor. MERKEZ, 2010’DA SAVUNMADA KALACAK 2009’da agresif bir para politikasıyla faizleri tek haneye çeken Merkez Bankası, 2010’da savunmaya dönük bir para politikası kullanmak niyetinde. Merkez Bankası, bu niyetini hayata geçirebilirse, politika faizinde 2010 yılı sonuna kadar bir değişim olmayacak. Merkez Bankası, para politikası faizinde Kasım 2008’de başlattığı indirim sürecine, Aralık 2009’da faizleri değiştirmeyerek son verdi. Bu süreçte Bankalararası Para Piyasası’nda uyguladığı borç alma faizini yüzde 16.75’cilt yüzde 6.50’ye değin çekti. Bu dönemde resesyon sebebiyle enflasyonu düşürücü faktörlerin ortaya çıkması, Merkez Bankası’na, ekonomiyi desteklemek için faizlerde böyle kavgacı bir indirim yapma imkanını verdi. Nitekim önceki üç yılda enflasyon hedeflerini tutturamayan Merkez Bankası, 2009 yılında bunu başardı. Kasım ayı sonunda yüzde 5.53 düzeyinde bulunan yıllık enflasyon, 2009’u yüzde 6 dolayında kapatacak gibi. 2009’un enflasyon hedefi ise yüzde 7.5 düzeyindeydi. 2010 yılının enflasyon hedefi yüzde 6.5 düzeyinde. Merkez Bankası, sene içinde dalgalanmalar olsa da, 2010 sonunda gerçekleşmenin ise yüzde 5.4 dolayında olacağını tahmin ediyor. Bu, enflasyonda 2009’a göre önemli bir değiştirme olmaması aramak. Merkez Bankası’nın bu enflasyon tahmini, ayrıca küresel ekonominin hem de Türkiye ekonomisinin yavaş bir büyüme göstermesi nedeniyle 2010’da enflasyonu büyütücü alet faktörlerin ortaya çıkmayacağı varsayımına dayanıyor. Enflasyonda yükseliş olmaması baştan sona de 2010’da faizlerin değişmez tutulabileceği hesabı yapılıyor. sırası gelmişken enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde her yeni yıla girerken gelecek üç yıllık döneme ilişkin enflasyon hedeflerinin açıklanması nedeniyle, 2010’a girerken 2012 yılının enflasyon hedefini de öğrenmiş olduk. 2012 yılının enflasyon hedefi yüzde 5 olarak belirlendi. Yalnız 2012 hedefinin neden yüzde 5 olarak seçildiğine ilişkin olarak yapılan detaylı açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, bu gaye sadece 2012 yılında yok sonraki yıllarda da geçerli olacak gibi. Yani enflasyonda orta vadeli niyet yüzde 5 olarak belirlenmişe benziyor. Merkez Bankası, daha önce 2007 yılından itibaren orta vadeli enflasyon hedefini yüzde 4 olarak belirlemişti. Ama bu hedefin yanına bile yakınlaşmak muhtemel olmayınca, 2008’de hedefler yenilenip yükseltilmişti. Şu Anda orta vadeli enflasyon hedefi yüzde 5 olarak belirlenirken o dönemdeki tecrübeden ders alınmışa benziyor. Biz gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’de orta vadeli enflasyon hedefinin yüzde 5 olarak alınmasının akılcı olduğunu düşünüyoruz.

1 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

%d blogcu bunu beğendi: