Blog

‘Çocuklardan öğrenilecek çok şey var’

  Blog    9 Ocak 2019
Yorum Yok

‘Çocuklardan öğrenilecek çok şey var’
Bir cumartesi öğleden sonradan Şaban & Bengi Çağıran ve küçük kızları Cansu ile buluştuk ve hoş bir sohbet ettik baharın ilk güneşinin keyfini çıkaran Boğaz’da. 1961’de Adıyaman -Besni’de doğan Ankara Sigorta Genel Müdürü Şaban Çağıran, 3 kız babası ve kızlarıyla vakit geçirmeyi çok seviyor. Bir dönem ilkokul öğretmenliği de yapan Çağıran, hayatı baştan başa öğrenmekten ve öğrendiklerini etrafındakilere aktarmaktan büyük keyif aldığını söylüyor. Fırat Nehri’nin kenarında doğayla iç içe çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçiren Çağıran’ın hayatının vazgeçilmezleri arasında doğal olarak su ve bilhassa çağlayan sular ilk sıralarda yer alıyor. Daha ortaokul sıralarındayken egzersiz hayatına heveslenen ve kendi kararıyla yaz tatillerinde İzmir’de muhtelif işlerde çalışan Şaban Çağıran, hem iyi bir aile reisi hem de tam bir işkolik. ‘AİLEMİN RIZASI OLMADAN İZMİR’DE TİCARETE ATILDIM’ Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiniz? Çocukluğum Fırat Nehri kenarında geçti. Besni’ye yan olan Kızılin köyü Göksu ile Fırat’ın birleştiği noktada bulunan ve tarihle doğanın bütünleştiği mükemmel bir yer. Böyle bir ortamda çocuklar 5 – 6 yaşlarında yüzmeyi öğrenirlerdi. Ben de çocukluğumdan beri yüzmeyi, balık tutmayı ve su sporlarını defalarca fazla sevdim. Ortaokulu ve liseyi Besni’de hoca sayısının beceriksiz olduğu bir dönemde okudum. Doğal olarak eğitim de son derece yetersizdi, ülkemizde 12 Eylül öncesi olayların yaşandığı sıkıntılı bir dönemdi. 1977 yılında Mersin Eğitim Enstitüsü’ne girdim ve iki takvim öğrenimin ardından 19 yaşında Balıkesir Dursunbey ilçesinin bir köyüne hoca olarak atandım. Bu ailemden birincil uzun süreli ayrılışımdı. Batıda olmasına karşın mahrumiyetin üstteki düzeyde yaşandığı bir köyde yaptım öğretmenliği. İlçeden köye sırtımda iki valizle karda 13 km yürüye yürüye gittiğim günler oldu. Balıkesir’deki görevim süresince, kendimi dinledim ve bir nevi öz değer biçme yaptım ve hayatıma ayrı bir istikamet vermem gerektiğini düşündüm. Öğretmenlik yaptığım sürede, dışarıdan okurum diye, 4 takvim bir üniversiteye girebilmek için bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlandım. Kendi kendime matematik, geometri, tarih, coğrafya vs. çalıştım. Bu çabalarım sonucunda Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nü kazandım. Okulumuz Türkiye’de Bankacılık ve Sigortacılık üstüne tek okuldu. sonradan Gazi Üniversitesi İktisadi ve Yönetimle Ilgili Bilimler Fakültesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü olarak değişti okulun adı. Mektep hayatım boyunca her yaz çalıştım, daha ortaokul son sınıftayken 14 yaşında İzmir’e akrabalarımızın yanında gidip bijuteri ticareti yaptım. O yaşlarda çalışmama ailemin rızası olmamıştı, lakin ben hayata atılmayı ve çalışmayı çok seviyordum. Çalıştığım insanlarla iletişimim çoğunlukla epeyce iyidir. Bunda, yaşamım baştan başa hep çalışıyor olmamın ve de fazla öbür sektörlerde çok sayıda kişi ile iletişim kurmuş olmamın, yani bir anlamda hayatın içinden gelmemin etkili olduğunu düşünüyorum.. ‘ÜNİVERSİTE 2. SINIFTA EL ALTINDAN ASKERE GİTTİM’ Hayatınıza nasıl yön verdiniz? Balıkesir’de öğretmenlik yaparken askerlik meselesini de aradan içeri almamak düşüncesi ile askerlik başvurusu yapmıştım. Sonra üniversite 2. sınıfa geçtiğimde beni 4 aylık askerliğe çağırdılar. Bu 4 aylık fırsat bir daha elime geçmez diye düşünerek askere gitmeye karar verdim. Okulda herkesle ilişkilerim fazla iyiydi, kısa zamanda çok çevre edinmiştim. İkinci üniversite okuyor olmamdan nedeniyle arkadaşlarıma oranla yaşça 2-3 yaş büyük olduğum için etrafımdakiler aralıksız bana hafıza danışır, görüntü alırlardı. Ağabeylik durumu yani. Bir öğretmenimin de cesaret vermesi ile mektep yönetimine haber vermeden çaktirmadan Burdur’a askere gittim. Ben askerde iken okulda her bir arkadaşım bambaşka bir dersle ilgili defterimi tutuyorlardı, eşimin de aralarında bulunduğu çok sıkı bir arkadaş grubumuz vardı. Teftiş alınan derslerde benim adıma imza atıyorlardı. Asker dönüşünde saçlarım sıfırdı ve bıyıklarım da kesilmişti doğal olarak, 12 Eylül sonrası bir dönem olduğu için askere gittiğimi bilmeyen hocalar ve hatta öğrenciler gözaltına alınıp her tarafta bırakıldığımı sanmışlardı. Fakat bir gün derste söz alıp da hanımefendi öğretmene komutanım deyince kendimi ele verdim… Asker dönüşü sorunsuz bir şekilde sınıfımı da geçtim ve askerliği bu nedenle aradan çıkarmış oldum. Üniversite 3. sınıfta bir muhasebe bürosunda vergi almadan öğrenme namına yarım gün çalışmaya başladım. Ardından akşamları İngilizce kursuna gitmeye başladım. 4. sınıfta bir hocamız vardı, benim ve dost grubumuzun tüm hayatını olumlu yönde etkileyen Mustafa Durmuş hocama bugün de müteşekkirim. Kendimizi her anlamda geliştirebilmemiz için eşim ve benim de içinde bulunduğumuz hocamızın eleştirilerinin doğruluğuna inanan 15-20 kişilik bir grup oluştu. Hocamız dünyamızı ve öğrenci profilimizi, havamızı değiştirdi. Benim birincil üç sene anekdot ortalamam 55’ken son sınıfta 90 oldu. Hocam baştan sona okulun en iyi öğrencilerinin başında yer aldım. ‘SİGORTACILIĞA HİÇ AKLIMDA YOKKEN BAŞLADIM’ Bankacılığa nasıl başladınız? Okuldan mezun olunca o süre nişanlım olan eşim ile planlı ve programlı bir şekilde sınavlara hazırlandık ve denetim sınavlarına girdik. O dönemde bir arkadaşım torpilin yahut gereksizce mücâdele, giremezsin dedi, ama ben bu konuda moralimi bozmadım ve kararımdan vazgeçmedim. Bu sırada eşim Inşa Kredi Bankası Denetleme Kurulu’na girdi. Ben de İzmir’de o zaman Yaşar Holding ve Irwing Trust’a ait Tütünbank Denetleme Kurulu’nda işe başladım. O yıllarda yabancı ortaklığı fazla ama fazla daha popülerdi. 90’larda bankanın merkezi İstanbul’a taşındı. Bankada dört beş yıllık tecrübem varken kısa sürede Kontrol Kurulu Başkan Yardımcısı oldum. Sonra Başkan Vekilliği yaptım. Banka Müfettişliğinde görev süresi ortalama 5 yıldı, ben 10 yıl Teftişte tahsis yaptım. Bana yeni müfettişler yetiştirme misyonu verilmişti. Ben de bu konuda fazla istekliydim, öğretmeyi çok seviyordum çünkü. Bankada defalarca kendi şirketimmiş gibi bir hoşgörüyle 17 yıl çalıştım, daha sonra liberal ekonomide 2001 yılında sert bir rüzgar esti ve yaklaşık 40 bin bankacı gibi ben de kendimi bankanın dışında buldum… Meğer banka benim değilmiş!… 2003 yılında Türk Nippon Sigorta’da Genel Müdür Yardımcılığı unvanı ile sigortacılığa geçtim ve kısa sürede acentelerin büyük çoğunluğunu ziyaret ederek daha önce zedelenen ilişkilerin düzeltilmesini sağladım. Orada satış yönümün olduğunu da keşfetme fırsatı buldum. Sigortacılığa hiç aklımda yokken başladım ve 7-8 senedir sektördeyim. Ankara Sigorta’daki işime 2006 Ocak ayında başladım. Geçirilen kuvvet dönemler kişinin gelişimine büyük katkıda bulunuyor. Benim fazla sevdiğim bir söz vardır. “Her yer okuldur, cümbür cemaat öğretmendir, cümbür cemaat öğrencidir.” Yani öğrenmenin yeri, zamanı ve sonu yoktur. ‘KAYMAKAM YA DA ÖĞRETMEN OLMAYI İSTERDİM’ Çocukken ileride ne olmayı hayal ederdiniz? Ben kaymakam elde etmek istiyordum ve olabilirdim de belki fakat üniversiteye başladıktan daha sonra eğitimi fazla sevdiğime karar verdim. Öğretmek tekrar tekrar hayatımda kayda değer bir yer aldı. Öğretirken de çok sabırlıyımdır. Acilen de arkadaşlarım öğretme hevesimden zaman zaman hafif şikayetçi oluyorlar fakat ben bunu çok seviyorum. Akademisyenliği de böylece fazla düşündüm, hatta okurken birçok öğrencinin okuldan atılacak dek zorlandığı Parasal Yönetim dersini veren hocamızdan asistanlık teklifi de almıştım. Ancak hayatın gerçekleri daha ağır bastı, izdivaç hazırlığı ve aile kurma planlarımız varken asistanlıkta ücretlerin düşük olacağını düşündüm ve açık konuşmak gerekirse o zaman yoklama kurulu üyesi elde etmek daha cazip geldi. Bu da bir yol ayrımı oldu meslek hayatımda. yine de tekrar tekrar gerek bankacılıkta, lüzum sigortacılıkta ve gerekse özel yaşamımda eğitimciliği ve öğrenmeyi ön planda tuttum. ‘BIREYSEL GELİŞİM KİTAPLARINI DA SEVERİM ROMANLARI DA’ Ne nesil kitapları seversiniz? Mesleki ve bireysel gelişim kitapları ile felsefe ve roman okumaktan keyif alıyorum. Çocuk eğitimi ve psikoloji ile ilgili de fazla kitaplar okurum. Örneğin “Etkili Esas Baba” serisini hatim ettim diyebilirim. Kitap okurken mutlaka bir esas us çıkarırım. Okurken manâlı bölümlerin altını çizerim, yanlarına derecelerine göre yıldız koyarım, bazen özetini çıkarırım, beni fazla etkileyen bölümleri mutlaka etrafımdakilerle paylaşırım. Mesela Paulo Coelho’nun Beşinci Dağ romanından fazla etkilenmiştim. Büyüklerin çocuklardan öğreneceği üç manâlı şey var diyor; çocuklar sebepsiz yere mutlu olmasını çok iyi bilirler, defalarca bir amaçları vardır ve bu amaçlarını gerçekleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar ve son olarak defalarca her ortamda mutlaka meşgul olacak bir şey bulurlar. Buradan böylece çok kişinin ders alması gerektiğini düşünüyorum. Mutlaka bir başucu kitabım vardır. Yatmadan önce, uçaklarda, molalarda her zaman okumaya çalışırım. Müzikle de aram iyi sayılır, müzik evrensel bir dildir. Solfej çok anlamlıdır. Bağlama çalmayı öğrenmeye başladım fakat minik kızımız Cansu’nun hayatımıza girmesi ile buna ara verdim. yine de dinlediğim bir şarkıyı çıkaracak kadar çalabiliyorum. Bağlama çaldığım esnada evdekilerin durumunu tahmin edebilirsiniz, kulaklarını tıkıyorlar… Yazmayı düşündünüz mü hiç? Bilgi ve birikimlerimi kitapta toplayarak paylaşmak isterim. Emeklilik dönemimde iki kitap yazmayı hedefliyorum. Keşke bunu şimdi yapabilsem fakat zaman ayıramıyorum. Biri roman almak üzere, mesleki veri birikimlerimle hayata dair birikimlerimi paylaştığım iki kitap yazmayı planlıyorum. ‘RAFTING YAPAMADIM İÇİMDE KALDI’ Sporla aranız nasıl? Su ile aranızın iyi olduğunu söylediniz, su sporlarına ilginiz var mı? Futbolu oynamayı ve de seyretmeyi çok seviyorum. bu vesileyle şirketimizde de arkadaşlarla ara sıra hala futbol oynuyoruz. Ailece Galatasaray taraftarıyız. Yüzmeyi fazla seviyorum ve uyumlu yüzmeye çalışıyorum. Rafting yapmayı fazla istedim ama fırsat bulamıyorum. Beraber büyüdüğümüz bir arkadaşım var, ona bir gün gel raftingi deneyelim dedim. Biz çocukken raftingin ilkel versiyonunu adını bilmeden asi Fırat’ta yapardık doğrusu. Arkadaşım geçenlerde Antalya’dan resimlerini yolladı rafting yaparken ve benim içim gitti. Olur Ya bir gün ben de fırsat bulurum diye düşünüyorum. Yüksek tempolu yürüyüş yapmayı fazla seviyorum. Özellikle Yıldız Park’ında yürüyorum, gece 11’de bile yürüyüşe çıktığım oluyor. Yürürken veya spor yaparken günün bütün stresini üzerimden atıyorum. Mutfağa girmeyi sever misiniz? Olağan olacak lakin menemen yaparım. Bölgesel bir yemeğimiz olan dövmeçi iyi yaparım. Bu yemek patlıcanla yapılıyor, patlıcan, domates ve biber dövülür ve yağ ile et sotelenir, sarımsaklıdır. Antep, Adana ve Mersin yöresinin yemeğidir. Babaganuş da denir. tek başına yaşadığında yemek yemek yapma özelliği daha artı gelişiyor insanın. Ama mutfakta eşim çok becerikli olduğu için bana neredeyse hiç iş düşmüyor. ‘HAYATTA EN FAZLA BABAMI KAYBETTİĞİMDE ÜZÜLDÜM’ Ailem, ailemin dinç olması ve işim hayatımda en tartma verdiğim konular. Beni bugüne dek en çok üzen olaysa babamı kaybetmem oldu. Biz her zaman iki arkadaş gibiydik, 14 yıl önce kaybettim babamı. Ayrıca doğanın yok olması ve su baskını, yer sarsıntısı gibi doğal afetler beni fazla negatif etkiler. Hayatta en çok kızdığım şey ise yalan söylenmesi ve bir kişinin öğrenmeye açık olmaması. Bir konuyu daima anlatmak zorunda olduğum vakit kızıyorum. Bireysel gelişimin yolu daha önce yapılan hataların tekrar etmemesidir. Buradaki yeniden, keza kişilerde keza de kurumlarda kayda değer maliyetler oluşturuyor. bu nedenle öğrenen birey veya öğrenen organizasyonlar yaratmalıyız. BENGİ ÇAĞIRAN: EŞİM SABIRLI, ÇALIŞKAN VE MÜKEMMELİYETÇİDİR Üniversitede 10 kişilik bir dost grubumuz vardı, onunla 3. sınıfta aramızda bir yakınlaşma başladı ve gruptan ayrı görüşmeye başladık. Planlı olmayı fazla sever. Okul bittiğinde beraber hazırlandığımız banka antre sınavlarında eşim benim de egzersiz programımı yapardı, her güne bir konu koyardı ve bu programa mutlaka ikimiz de uyardık. Bu sınavlardan biri İzmir’deydi ve sınavdan önce İzmir Kordon’da kahvaltı ettik. Sınav 9’daydı ve biz bütün vaktinde bankanın alan müdürlüğüne gittiğimizi düşünürken etrafta kimsenin olmadığını gördük. O gün saatler ileri dargın oysa biz bunun farkında olan bile değildik ve imtihan başlayalı 1 saat olmuştu. Biz durumu kabul ederek bu sınava girdik oysa bana imtihan sorularını yetersiz vermişlerdi. Sonuçta eşim yazılı sınavı kazandı lakin ikimiz de bu bankaya giremedik. Eşim her zaman çok çalışkandır, işine çok düşkündür, evlendiğimizde bile izin yapmadı ve hatta teftişte bulunması gerektiği için doğuma da gelememişti. Evliliğimiz boyunca Tütünbank’ın merkezinin İstanbul’a taşınması nedeniyle 2 yıl İzmir İstanbul arası mekik dokudu. İzmir’e olan sevgimiz ve hayranlığımız nedeni ile direndik ve biz çocuklarla İzmir’de yaşamaya devam ettik. Fakat sonradan düzenimizi başkalaştırmak İstanbul’a ulaşmak zorunda kaldık. Eşim çocuklarıyla ilgili, onlara her fırsatta süre ayıran evinde olmayı seven iyi bir aile babasıdır. şu anda en büyük aşkı küçük kızımız Cansu. Öteki iki kızımızı da büyütürken her türlü sosyal aktiviteye şahsen kendisi götürür getirir, dersleri ile de fazla derecede ilgilenirdi. Şimdi Cansu ile birebir ilgileniyor. Iş dolayısıyla evden uzakta olduğunda da mutlaka peşine düşüp takip eder kızlarının programlarını. Onların gelişimi ile yakından ilgilenir. O yüzden üçü de okullarında fazla başarılılar.

77 okunma

Etiketler : , , , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.